Özge Ersu ve Dünya Çocukları Vehbi Koç Vakfı Konferansı

0 • 9 Mayıs 2013 • KONFERANS • 798 GÖRÜNTÜLEME

  

6 Mayıs 2013 Pazartesi günü turizm uzmanı, profesyonel turist rehberi, belgesel radyo programı yapımcı ve sunucusu Özge ErsuVehbi Koç Vakfı, Koç Özel Ortaokulu 7. sınıf öğrencileri ile ‘Dünya Çocukları’ konulu bir söyleşi gerçekleştirdi.

Gezilerinde karşılaştığı dünya çocuklarıyla ilgili deneyimlerini güncel sorun ve olaylarla ilişkilendiren Ersu’nun görsel sunumu sırasında öğrenciler sık sık ilginç sorular sordular. Rehberliğin sosyal sorumluluk da içeren bir meslek olabileceğini anılarıyla anlatan Ersu, Samsun’daki çocukluk yıllarında astronot olmak isterken, kendini savaş pilotu olma yolunda bulup, belindeki bir rahatsızlık sonucu yabancı dil ve turizme yöneldiğini anlattı. Maarif Koleji ve üniversite eğitimi sonrası Tureb Turist Rehberleri Birliği tarafından en çok gezen ve değişik yerlere giden sayılı rehber arasında yer alan Ersu, aynı zamanda ‘Ntv Radyo’da ‘Özge Ersu ile Laterna: Şehirlerim Şarkılarım’ adlı müzikal belgesel programının yapımcılığı ve sunuculuğunu da yapıyor.

Öğrencilerden Yorumlar

‘Bundan sonra gezdiğim, ziyaret ettiğim yerleri sadece yüzeysel değil, oranın vatandaşıymışım gibi görmem gerektiğini anladım.’

‘Özellikle yanmış çocuklarla ilgili anlatılanlar beni çok etkiledi. ‘Bir ülkede neden bu kadar çok yanmış çocuk olur ki?’ diye hiç merak etmemiştim. Güney Afrika’nın bazı yerlerinde elektrik, doğalgaz gibi kaynaklar olmadığı için suyu ısıtarak, gazı yakarak kullanıyorlamış ve bu yüzden çocuklarda yanma olayları çok oluyormuş. Aileleri tarafından bakılamayan çocuklar için kurulan Children of Fire Vakfı’nı araştıracağım.’

‘Yunus parklarından sonra sirkler ve safari parklarıyla ilgili de sorular oluştu aklımda.’

 Özge Ersu’ya Sordular

 Öğrencilerimiz sık sık gerek aileleri ile birlikte, gerekse okulumuz tarafından düzenlenen çeşitli gezilere gidiyor. Onlara neler önerirsiniz?’
‘Öncelikle, geziden önce tüm ülkeyi sıkıcı istatistikler ve rakamlar ile okumak yerine, Internet üzerinde ‘Interesting Facts about…’ biçiminde araştırmalar yapıp, gidecekleri bölgenin ve yaşayanların herkes tarafından bilinmeyen yerlerini öğrenmeye çalışmalılar. Böylece dışarıdan anlatıldığı gibi değil, kendi gözleri ve gözlemlerinin ışığında da özgür bir değerlendirme yapabilirler.

 Artık fotoğraf çekmek, konuşulanları (unutmamak adına) sesli olarak not almak yeni teknolojiler ile çok daha kolay. Bazı özel karelere bir hikaye, bir bilgi yapıştırıp, araştırma yapıp, bunu kısa amatör bir belgesel tadında istedikleri ortamlarda, örneğin sosyal medyada bir fotoğraf albümü, kısa bir blog ya da ufak bir gezi/anı yazısı olarak yayınlayabilirler. Ama zevk alarak yapmalılar, asla bir ödev gibi değil.

Daha sonra bunlar diğer gezginler ve meraklılar tarafından okundukça, soru ve yanıtlarla etkileşime girildikçe, bu pırıl pırıl genç çocuklarımız kendilerini, daha sonra seçecekleri meslek ne olursa olsun, bambaşka bir dünyanın eşiğinde bulacaklardır: Bilmenin, özel bilgilere ulaşmanın, bir yorum çıkartarak bunu paylaşmanın benzersiz tadı…’

‘Mesleğinizi çok sevdiğiniz, sizi tanır tanımaz anlaşılıyor. Sırrı var mı?’
‘İşimi çok çok iyi yaparak, ‘en iyiler arasında olmak, hatta en iyisi olmayı’ amaçlamak. Konunuzla ilgili sohbet açıldığında, isminizin akla ilk olarak gelebilmesi. Buna ulaşabilmek için de kesinlikle çok çalışmak gerekiyor. Şans ile ‘başarmak’ yalnızca filmlerde karşılaştığımız bir olgu. Doğru zamanda doğru kararlar verebilmek te bunun bir parçası elbette.

 Sır istediniz vereyim. Biraz önce söylediklerimi özetleyen tek bir prensibim var: ‘Yaşamın gösterdiği doğru tabelaları ve işaretleri izleyebilme sezisi, yetisi ve cesareti!’

‘Hep aynı yerleri anlatmaktan sıkıldığınız oluyor mu?’
‘Çok sorulan bir sorudur. En iyiyi amaçlıyorsam, böyle bir lüksüm olamaz. Herşeyi bir kenara bırakın, ben İtalya’daki Pisa Kulesi’ni otuz senedir üç yüzüncü kere anlatıyor olsam da, kimsenin bilmediği bilgileri vermek, konuklarımın kuleyi ilk gördükleri anda oluşan coşku ve heyecanlarını gözlemlemek, gezi sona erdiğinde de onların gözlerindeki teşekkür pırıltılarını görmek, adeta ‘en yüksek notlarla tüm sınıfı mezun etmenin gururunu yaşamak’ gibi.  Bu mutluluğa paha biçilemez.’

‘Turizm rehberi olmak bir çok fedakârlık gerektiriyor. Neleri feda ettiniz? Aileniz, çocuklar ve eşiniz? Bıktığınız oluyor mu evinizden uzaklarda kalmaktan?’
‘Yaşamda her seçimin bir faturası, bir bedeli vardır. Evet, en büyük fedakârlık ev yaşamı…   Yılın iki yüz elli günü dünyada gezen ve otelleri ev belleyen bir turizm profesyoneli olarak uzaklardan, uzaktan kumanda bir babalık veya eş olmak son derece zor. Fransa’daki eşim ve üç kızım en büyük desteğim. Ben de onlarla olmayı arzu ederim her zaman ama, dediğim gibi yaşam kalitesi ve amaçlar uğruna bazen seçimler kalbimizde sızı bırakıyor.

Açıkçası, evden uzak kalmaktan sıkıldığım günün sabahı, bu işi bırakma zamanım gelmiş demektir. Çünkü, yaptığım işten sıkıldığım anlamına gelir. Ben her sabah, adeta konser verecek bir yıldız sanatçı heyecanı ile, kafamı toplarım, günü gözden geçiririm, neler yapacaklarımı ve konuklarımın mutluluğundan nasıl mutlu olacağımı göz önüne getirir ve sahneye… Pardon,  kahvaltıya bu ruh hali ile çıkarım.

Sevgili öğrencilerimizin de, böyle bir felsefe ile yaşama ve işlerine yaklaşmalarını isterim. Uzakdoğu’dan bir bilgenin sözü ile son noktayı koymak isterim: ‘Yaptığınız işi seviyorsanız, yaşamda bir gün bile çalışmamışsınız demektir. Demek ki, ben bir gün bile çalışmamışım!

Teşekkür ederim.’

YORUM YOK

YORUM YAP