Miami Hıyarı Elvin

0 • 28 Mayıs 2014 • ANILAR • 746 GÖRÜNTÜLEME

ElvinOzgeErsu

  İşini Çok iyi Yapmak Üzerine

Birinci Perde
©21 Kasım 1996, Miami Hilton South Beach Florida

Yıldız Tarihi Milattan Sonra Bin Dokuz Yüz Doksan Altı. Uzay gemimiz Atılgan ile bir grupla beraber Miami’ye akşam saati indik ve ılık karanlık örtüsünü ‘South Beach’ üzerine yavaşça sererken Hilton’a yerleştik. Zaman dilimi değişikliği ve uzun uçuş nedeni ile yorgunduk. Yumuşak yataklarımıza kavuşup ‘küresel açlık ve boğazlar sorunu’ ile fazla uğraşmadan hemen derin bir uykunun kollarına bıraktık kendimizi. Rüyamda Langabostan tarlalarında hıyar toplarken gördüm kendimi. ‘Hıyardır İnşallah’ diyerek saat farkı nedeni ile gün doğmadan uyandım.

Avuntuyu erken kahvaltıda buldum ve sonrasında yapacağım Miami ve Key West gezimin başlamasına dek geniş lobide ender bulunan koltuklardan birine attım kendimi. Neden ender? Çünkü Miami’de özellikle yaşlılar, çoğu evde klima olmadığından sıcak ve nemli yaz aylarında bu nimetten yararlanabilmek için büyük otellere kapağı atıp rahat lobi koltuklarında akşama kadar uyuklarlar. Hemen her otelin girişinde karşılaşabilirsiniz bu görüntü ile. Güvenlik ise yasal olarak bu tatlı tombik teyze ve dedeleri dışarı çıkart(a)madığı için oteller kurtuluşu lobide neredeyse hiç bir koltuk bırakmamakta bulmuşlar.

Çevremdeki diğer yaşlılar ile kafam öne düşüp duruyor. Ey uyku, fena bastırıyorsun. Acaba Tom ve Jerry’nin iki göz kapağı arası kürdan ya da kibrit çöpü destek tekniği işe yarar mı? Yok. Bir süre sonra dalmışım. Garip ve kesik rüyalar görüyorum, yarı uyur yarı uyanık. Sanırım bir maskeli balodayım. Tom karşılıyor beni kapıda. Jerry de köşeden beni görünce, başparmağı dışarıda olacak şekilde ceket cebine soktuğu elini çıkarmadan diğer elindeki Martini kadehini hafifçe kaldırıyor. Yoksa Bond muydu o? Herkes değişik kıyafetlerle gelmiş. Ufak tefek bir zenci, -dur, zenci demek yasak- artık Amerikalıların söylediği gibi bir ‘Afro-Amerikan’ (Amerikanca ‘Efromerikığn’ okuyunuz) üzerine yemyeşil bir salatalık kostümü giymiş, ortalarda dolaşıyor ve sağa sola laf atıyor:

– ‘Hey koçum, naber? Ben bir hıyarım!’

Kendi kendime ‘Rüyamda da olsa bir zenci Türkçe konuşamaz, herhalde bu montaj rüyam dublaj, seslendirme yapılmış’ diye düşünüyorum. Sonra uyanıyorum. Oh, parti yok, lobide rahat koltuğumdayım. Ama adamın sesi hala kulağımda:

– ‘Ben bir hıyarım, sen de bir hıyarsın!’

‘Allah Allah’ diyorum içimden. ‘Hey makinist! Görüntü gitti, ses hala devam ediyor…’ Şöyle bir arkama döndüğümde rüya sandığım manzara tam önüme geliyor: Gerçekten kısa boylu, koca dudaklı, güleç yüzlü bir otel çalışanı, yemyeşil hıyar yeşili üniforması ile bagajlara yardımcı olan sevimli bir otel görevlisi, yavaşça aşağı inen grubumun arasına girmiş, onlara Türkçe takılıyor:

– Ben bir hıyarım koçum!’

Herkes gülüyor. Olay yeri tutanağına ben de katılıyorum. Bizimkilere sorduğumda, bir gün önce oteli terk eden başka bir Türk grubunun iyi bir iş yapmışçasına bu hıyara bu sözleri bellettiklerini anlıyorum. Genç çocuk o kadar sevimli ki gülerek ağzını açtığında, bembeyaz otuz iki dişi de adeta neşe saçıyor ortalığa. Gözleri ışıl ışıl yanıyor. Adını soruyorum.

‘Elvin’ diyor. Elvin Ebanks, Belizeli. Orta Amerika’dan. Otele yeni gelenlerin valizlerini özenle yerleştiriyor, güzel el yazısı ile numaralarını yazıyor, hoş esprilerle uğurluyor. Görüyorum ki bu yardımsever genç adam yaşamla barışık ve işini çok iyi yapıyor. Elvin’i kenara çekiyorum.

– ‘Çok sevimlisin ama gel sana daha güzel sözler öğreteyim. Bunlarla şaşırt Türk gruplarını!’

Daha sonraki günlerin sabahında ‘Nasılsınız, yardım ister misiniz, iyi yolculuklar, Şemsi Paşa Pajas… Şemşi Pasa Paş… Şemsi Paşa Pasajı’nda sesi büzüşesiceler’ gibi üjbej satır yazdığım kağıtlar sıkıştırıyorum eline. Dünya üzerinde ‘okunduğu gibi yazılan neredeyse tek dilin Türkçe olduğu’ konusunda uzun ve teknik bir dilbilgisi konferansını da ihmal etmiyorum. Akşam erken dönüp, eve gitmeden yakaladığımda da ‘Quiz Yönetimi’ yapıp sınava çekiyorum tatlı keratayı…

Otelden ayrılırken vedalaşıyoruz. Valiz taşımak kadar sade de olsa işini iyi, çok iyi yapanların nasıl unutulmadıklarını bir kez daha anlıyorum. Martin Luther King demişti değil mi?

– ‘Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün… O kadar güzel süpürün ki, yerdeki ve gökteki herkes durup ‘Burada işini çok iyi yapan büyük bir çöpçü yaşıyormuş’ desin.’

Elvin’in yüzü çocukluğumuzun Mabel sakızları resmi gibi kazınıyor beynime. Uzay gemimiz bir başka galaksiye gitmek üzere Warp hızına çıkarak uzaklaşıyor o evrenden…

Kimbilir bir daha görür müyüm? Siz de Miami’de ruhu yeşil, kendi kara, yüzü aydınlık, Florida‘da yetişmiş organik bir Belize Hıyarı ile karşılaşırsanız aman unutmayın, Elvin’dir. Elvin Ebanks‘dir.

Gülümseyin. Çünkü o gülünce, adeta tüm dünya gülümsüyor…

whitedot

İkinci Perde
©15 Kasım 2007, Miami Radisson Downtown Florida

Yıldız Tarihi Milattan Sonra İki Sıfır Sıfır Yedi, aynı galaksiye dönüyoruz. Aradan tam on bir ışık yılı geçmiş. Floridalılar bizden hızlı yaşlanmış. Karayiplere gemi ile yapacağımız bir gezi öncesi yine Miami’de soluklanıyoruz. Bu kez South Beach değil, Miami şehir merkezinde Radisson Downtown otelindeyiz.

Konuklarımı otel girişinde bırakmışım. Sigarasını zık… içmek isteyen konuklarım aşağıda, ben resepsiyonda. Oda anahtarlarını aldıktan sonra alt katta valizlerin olduğu bölüme iniyorum. Otobüsün başında küçük bir karışıklık, yine kahkahalar havaya karışıyor. Yaklaştığımda kulağıma hiç yabancı olmayan cümleler geliyor:

– ‘Koçum, ben de bir hıyarım, sen de bir hıyarsın! Şemsi Paja Pajajı!’

Evet. Hıyar bile üç ayda yetişir, Bizim genç Elvin on bir yılda yetişememiş. Ama hiç değişmemiş. Miami’nin bütün meyhanelerini dolaşır gibi değişik otellerde çalışmış, şimdi Downtown Radisson’da konuşlanmış. Artık orta yaşlı. Ama ne dişleri sararmış, ne de gözlerindeki ışıltı solmuş. Saçları zaten hiç yoktu. O koskoca dudaklarından dışarı taşan gülümsemesi adeta içinize huzur yayıyor.

Eski hıyarsal anılarımızı anımsamasa da o tarihlerde gelen Türk grupları ile yaptığı konuşmalar aklında. Yine vatandaşlarımıza takılmaya devam ediyor. Bana ve yerdeki gökteki herkese ‘Burada işini çok iyi yapan büyük bir valiz taşıyıcı yaşıyormuş’ dedirtiyor.

Kimbilir bir daha, bir daha görür müyüm? Siz de Miami’de ruhu yeşil, kendi kara, yüzü aydınlık, Florida‘da yetişmiş organik bir Belize Hıyarı ile karşılaşırsanız aman unutmayın, Elvin’dir. Elvin Ebanks‘dir.

Gülümseyin. Çünkü o gülünce, adeta tüm dünya gülümsüyor…

whitedot

Üçüncü Perde
©12 Ekim 2012, Miami Lincoln Road Florida

Yıldız Tarihi Milattan Sonra iki bin on iki. Aylardan Ekim, on ikinci Perşembe. Eski gemi Atılgan, yeni ekip ile paralel yapıdaki evrenden yine mavi dünya gündemine, Florida Miami Üssü‘ne inmişiz. Aradan bu kez beş kısa ışık yılı geçmiş. Floridalılar artık iyice yaşlanmış. Yazının başındaki tatlı dede ölmüş, tombik teyze de Alzheimer ve bir bakımevinde lobideki sallanan koltukta. Yine klima altında… Miami Hilton duruyor ama çevresindeki eski köşkler yıkılmış, gökdelenler sarmış çevresini. Radisson Downtown iyiceeskimiş. O yüzden JW Marriott Marquis‘de kalıyoruz. Mis.

Orlando‘dan gelmişim, yorgunum hancı… Şuraya bir ‘Shopping’ ser yavaş yavaş… Şarkı mıydı o? Lincoln Road’da öğle yemeği sonrası serbest. Alışveriş için verdiğim zaman cüzdan içi ile orantılı hızda tükenmiş. Toplanacağımız köşeye doğru yürüyorum.

Yine bir karışıklık, yine gruplaşmış aziz Türk milleti ve burnuma yine hıyarsal kokular geliyor. Hani taze sulu bir salatalığı soyar da tuzlayıp yemeye başlarsınız ya, işte öyle bir şey. Yaklaştığımda, on altı sene önce Miami Beach Hilton’da, beş sene önce de Radisson Downtown’da gördüğüm bu hıyar, yine toplamış herkesi çevresine, ortalığı kırıp gülmekten geçiriyor. Tüm yüzler gülüyor çevresindeki.

ElvinOzgeErsu2

‘Ben bir hıyarım. Paşa tası ile bir taş haşhoşaf, koçum…’

Bu kez acımasızca yaklaşıyorum kendisine. Doğrudan yanına gidip,

‘Belize’li Elvin Ebanks!’ diyorum. ‘Elimde seninle ilgili Elwileaks belgeleri var!’

Yanına gelerek tam ismini ve doğduğu ülkeyi bilen bu garip adama Elvin endişeli bir şaşkınlıkla bakıyor. Açıyorum bilgisayarımı, şimdi okuduğunuz yazıyı (ilk iki perde) resimleri ile gösteriyorum. Göstermekle kalmıyor, uzun uzun anlatıyorum. Benim deli dehama az da olsa alışmış, eskiden tanıştığımız konuklarım bile şaşkınlıkla, yolda birdenbire karşılaştıkları bu adamı tanıyor olmama inanamıyorlar. Bilgisayarımdan çıkan fotoğraflar ve pdf belgesi de bu şaşkınlığa tuz biber ekiyor.

Önce Elvin’i bizimkilere, sonra bizimkileri de Elvin’e anlatıyorum. Şaşkınlık iyice artıyor ve kameralar çalışmaya başlıyor. Sektör ve  iş değiştirmiş. Lincoln Road üzerindeki mağazaların tanıtımı Segway üzerinde yapıyor. Miami zaman tüneline bir virgül daha koyuyoruz.

Martin Luther King demişti değil mi?

– ‘Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün… O kadar güzel süpürün ki, yerdeki ve gökteki herkes durup ‘Burada işini çok iyi yapan büyük bir çöpçü yaşıyormuş’ desin.’

Elvin’in yüzü çocukluğumuzun Mabel sakızları resmi gibi kazınıyor beynime. Uzay gemimiz bir başka galaksiye gitmek üzere Warp hızına çıkarak uzaklaşıyor o evrenden…

Kimbilir bir daha, bir daha, bir daha görür müyüm? Siz de Miami’de ruhu yeşil, kendi kara, yüzü aydınlık, Florida‘da yetişmiş organik bir Belize Hıyarı ile karşılaşırsanız aman yine unutmayın, Elvin’dir. Elvin Ebanks‘dir. Artık inanıyorum ki ömrümüz, ömrünüz oldukça Miami’ye gidersek, yaşlanmak yerine gençleşen bu güler yüzlü adam, daha bir çok kez çıkacak karşımıza. Çevrenizde burnunuza birden taze soyulmuş bir hıyar kokusu gelirse, bilin ki Elvin oradadır.

Gülümseyin. Çünkü o gülünce, adeta tüm dünya gülümsüyor… Şimdi hep bir ağızdan tekrar edelim:

– ‘Biz hepimiz hıyarız, koçum benim!’

whitedot

YORUM YOK

YORUM YAP