HO CHI MINH AMCA · BİR ÖLÜMÜN ANATOMİSİ

2.071 • 29 Nisan 2017 • GEZİ YAZILARI • 2.345 GÖRÜNTÜLEME

25 Nisan 2017 Salı
Lăng Chủ Tịch Hồ Chí Minh · Hanoi Vietnam

Değerli Dostlarım,

Sizlere bu çalışmamda Vietnam’ın Atatürk’ü sayılan, komutanlık kariyerinde ülkesinde hem sömürgeci Fransa’yı, hem de istilacı Amerika Birleşik Devletleri’ni kesin zaferler kazanarak yenmiş tek lider Ho Chi Minh ile ilgili pek bilinmeyen ölüm sonrası mumyalanma sürecini ve başkent Hanoi’de bulunan Lăng Chủ Tịch Hồ Chí Minh anıt mezarını anlatmak istiyorum.

İsterseniz yazıma önce mozoleden söz ederek başlayayım. Sonra da konumuzu Viet halkının ‘Ho Amca’ dediği başkomutan ve başkanlarının az bilinen karmaşık mumyalanma hikâyesine getiririz.

Öncelikle belirtmeliyim ki bu anıt mezara, diğer bir deyişle mozoleye giriş zamanlarını yakalayabilmek oldukça zor. Ben de Vietnam gezilerimde konuklarımı bu deneyime ancak tarihler örtüştüğinde davet edebiliyorum. Mezar genelde Pazartesi ve Cuma günleri kapalı, ayrıca yılda üç ay da bakım nedeni ile içeriye kimse alınmıyor. Bu kapalı olduğu dönem de öyle bir üç ay ki, Ho Chi Minh’in şimdi anlatacağım ilginç ölüm tarihi olan 2 Eylül’deki törenlerden iki gün sonra 4 Eylül’de başlıyor, 4 Aralık’a kadar sürüyor. Günü tutturursanız bu kez saate takılıyorsunuz. Girişi ücretsiz olan bu yer sabahları sadece 08:00 – 11:00 arası açık ama, bu saatlerde geldiğinizde de meydan ziyarete kapanıyor, turistler çok uzaktan, ancak Parlamento Binası önünden fotoğraf çekebiliyorlar.

Peki bu durumda mozole içine girmek üzere her şeyi araçta ya da otobüste bıraktığımızda meydanı nasıl fotoğraflayabileceğiz?  Hemen küçük bir akıl vereyim: Olası kalabalığa göre mozole girişimizi 10:00’a programlarsak, kameralarımız dahil tüm eşyalarımızı alanın güneyindeki Hùa Một Cột caddesine park ettiğimiz araçta bırakıp, önce mozoleden içeri giriyoruz. Sonra arka çıkıştan devam ederek, çocuğu ol(a)mayanların umudu olan tek sütunlu ‘One Pillar Pagoda’nın olduğu bahçeyi gezip hemen yürüme uzaklığındaki aracımızla buluşuyoruz. İstediklerimizi yanımıza alıp, 11:15’ten başlayarak herkesin ziyaretine açılan ana meydana girerek istediğimiz kadar fotoğraf çekebiliyoruz. Aman sarı çizgiye dikkat, sakın mozoleye fazla yaklaşmayın!

Aslında Ho Chi Minh’in ölümünden sonra bir kaç yıl bekletilip daha sonra günümüzdeki yerine taşındığı anıt mezar tıpkı Moskova Kızıl Meydan’da bulunan Lenin Mozolesi’ni andırıyor. Giriş kuyrukları zaman zaman çok uzuyor, ancak saatlerce bekledikten sonra içeri girebiliyoruz. Hele bir de bayram, anma ve tören günlerine denk geldiysek yandık! Belirttiğim gibi telefon, su, çanta gibi hiçbir kişisel eşyamızı yanımıza alamıyor ve çok sıkı bir kontrolden geçiyoruz. Eşyalarımızı bırakacak yerimiz yoksa girişte özel çantalar veriliyor ve bu çanta vestiyere bırakılıyor ama hep zaman kaybı işte. İlkokul öğrencileri gibi ikili sıra kol hizası halinde son derece sessiz olarak içeri girdiğimiz, yarı karanlık, aslında benim ışıklandırmasını çok beğendiğim loş bir ortamda hiç beklemeden ancak hızlıca yürüyerek çok iyi korunan mumyayı görebildiğimiz son derece katı kuralları olan bir işleyiş bu.

Yeri gelmişken, dünyada Lenin ve Ho Chi Minh’ten başka başka hangi liderler mumyalandı derseniz, aklıma ilk Kim Il Sung ve Kim Jong Il geliyor. Atatürk’ün de mumyalandığı iddialarının doğru olmadığını hemen belirteyim bu arada. Anıtkabir Komutanlığı’ndan verilen bilgi çerçevesinde Atatürk’ün vefatından hemen sonra yüz ve sağ el maskının çıkartıldığını, tahnit işlemi uygulandıktan sonra da kullanılan çözeltinin mühürlenen iki şişe içine konulup naaşın iki kolu arasına yerleştirildiğini biliyoruz. Bu çözeltinin açıklanmış formülüne göre de naaşın korunup, bozulmamasına çalışıldığını, aslında mumyalanmamış olduğunu anlıyoruz.

Şimdi biz Ho Chi Minh’in son yıllarına, ölümüne ve sonraki gelişmelere göz atalım:

Ho Amca 1969 yılında kalp krizinden ölmeden önce, ilerlemiş şeker hastalığına bağlı çoklu organ iflası zaten sağlık tablosunu ağırlaştırmıştı. Bu nedenle ölümünden beş sene öncesinden başlamak üzere her doğum gününde kendi vasiyetini avukatları ile tazelemeyi ihmal etmiyordu. Açıkçası yaşamının son iki senesi de çok ağır sağlık koşulları altında geçmiş ve artık son zamanlarda bilinci de aralıklarla kapanmaya başlamıştı.

Avukatları dedim de, hepiniz şimdi Ho Amca’nın az bilinen vasiyetini merak ediyorsunuz, değil mi? Durun o zaman, size bir kaç yıldır yaptığım uzun araştırma ve çapraz doğrulamalar sonrası toparlayabildiğim bilgiler ışığında işin gerçeğini anlatayım. Bu konuda kendi halkı pek konuşmak istemiyor, yararlanılabilecek açık bilgi kaynakları da son derece az.

Aslında Ho Chi Minh ölümünden hemen önceki son geçerli vasiyetinde bile yakılmayı vasiyet etmişti değerli dostlarım. Küllerinin üç ayrı kaba konulup birinin Kuzey, birinin Orta, sonucusunun ise Güney Vietnam’daki dağlardan birinin ulaşılabilir zirvesine yerleştirilmesini, bu yerlerin de yemyeşil Vietam’da örneği az olan çorak ve ağaçsız bölgelerden seçilmesini istemişti. Böylece kendisini çok seven halkı ülkenin neresinde olursa olsun kısa bir yolculukla kendisini ziyaret edebilecekti. Üstelik her gelenin yanında bir fidan getirmesini ve ekmesini de istiyordu. Böylece onlarca yıl içinde yüz milyonlarca ağaçtan oluşan bir orman ülkenin doğal zenginliğine katkıda bulunacak, gelenler de bu ağaçların gölgesinden ve serinliğinden yararlanabileceklerdi.

Fakat heyhat, kader ağlarını örmekte idi. Komünist Parti’nin çok bilmiş bakan düzeyindeki üst yöneticilerinden biri 1967 yılında bambaşka bir fikir attı ortaya! Ho Chi Minh’in naaşı yakılmak yerine mumyalanacaktı. Her nasılsa çabuk ve kolay kabul gördü bu değişik görüş. Belki de mumyalama ile ‘görsel propaganda’nın daha etkili olacağını düşünmüşlerdi. Diğer yöneticilerin de oluru ile aynı yıl sağlık durumu gittikçe kötüleşmeye başlayan Ho Amca’nın vasiyetinin aksine, o zamanlar (ve elbette hâlâ) Vietnam’ın büyük destekçilerinden Rusya’ya üç doktordan oluşan gizli bir ekip gönderilmesine karar verildi.

İşte bu doktorlar yedi ay boyunca Rusya’da kalıp o yıllarda kendilerinde olmayan, şimdi bilgisine sahip oldukları mumyalama tekniklerini sıkı sıkıya öğrendiler, denemeler yapıp uzmanlaştıktan sonra geri döndüler. İki sene sonra 2 Eylül 1969’da Ho Chi Minh öldüğünde de mumyalama işlemleri ise bu gizli gündem ile hızla başladı.

2 Eylül demişken ilginç bir bilgi daha vereyim sizlere değerli dostlarım! 2 Eylül aslında Vietnam’lıların ‘Ngày Quốc Khánh’ olarak adlandırdıkları, bağımsızlıklarını 1945 yılında Fransızlardan kazandıkları Ulusal Bayram günüdür. Yani yedi düvele karşı olmasa da,  dünyanın iki büyük düveline karşı giriştiği savaşları kazanan Ho Chi Minh, ülkesinin doğduğu Bağımsızlık Günü yıldönümünde ölmüştür. Ne rastlantı, değil mi?

Şimdi sıkı durun, şaşıracaksınız! Senelerdir, on senelerdir hiç aksamadan her 2 Eylül’de Hanoi’ye yağmur yağar. Halk bunu ‘Cennetten İnen Gözyaşları’ olarak algılar. Eskiden gün boyu aralıksız olan yağışlar son yıllarda bir kaç saate düşmüş olsa da, doğanın geleneğini hiç bozmadığını anımsatmak isterim.

Bizler yine vefat gününe dönelim. Bağımsızlık günü ölen Ho Chi Minh’in vefatı ilk önce anda panik ile halktan saklanıyor. Aslında biraz da bayramın coşkusunun sönmesi istenmiyor ve duyuru 3 Eylül günü yapılıyor. Elbette herkesin acısı büyük. Dünya liderleri başsağlığı mesajları yayınlıyor, ülkede genel yas ilan ediliyor. Atılan ilk ve en önemli adım Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı Viet-Kong ve Kuzey Vietnam’lıların verdiği komünist ve anti-emperyalist savaşın adeta kalesi olan Saygon’un isminin değiştirilerek Ho Chi Minh City olarak adlandırılması. Tüm Vietnam paralarının ön yüzünde Ho Amca resmi var. Kendisi okullardaki heykeller, hakkında yazılan ve kendi yazdığı kitaplar ile ellili yılların ortalarından beri büyütülerek yayılan bir efsane, bir kült, elbette. Günümüzde hâlâ Vietnam’da Ho Amca hakkında eleştiri yapmak, olumsuz konuşmak yasak.

Olumsuz dedim de, doksan iki milyonu geçen Vietnam nüfusunun yanısıra, yarısından fazlasının Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadığı üç milyonluk yurt dışına gitmiş Vietnam Diasporası sizce ne düşünüyor bu konuda? Belki hatırlarsınız, yetmişlerin sonlarında ülkeyi tekneleri ile terk eden ‘Vietnamese Boat People’ olarak anılan kesimi. Çoğu, Vietnam’ın aslında komünistlerin etkisi altına girmesi yerine Batı dünyasına açılmasını isteyen ve savaşta Amerika ile müttefiklerini destekleyen Güney Vietnam’lılardı. Haklı mıydılar? Biliyoruz ya da hiç bilemeyeceğiz. Herkesin haklı, herkesin haksız olduğu bıçak sırtı konular bunlar.

Şimdi gelin tüm bunları biraz unutalım, ben sizi belgesel radyocu ve müzikal tarihçi kimliğimle iki güzel dinleti ödevi ile baş başa bırakayım. Birincisi Ho Chi Minh’in zafere yaklaştığı günlerde birliklerinin ve kendisini destekleyen halkın adeta ‘İzmir Marşı’ tadında söylediği ‘Bác Đang Cùng Chúng Cháu Hành Quân’, hızlıca ‘Amca Bizlerle Birlikte’ diye çevirebileceğimiz bir şarkı. İkincisi ise Allende dönemindeki başkaldırıları şarkıları ile ateşleyen, Pinochet’nin darbe sonrası öldürtüp cesedini Santiago sokaklarına attırdığı Şilili öğretmen, yazar, şair, şarkıcı, besteci ve tiyatrocu aydın Víctor Lidio Jara Martínez’in Ho Chi Minh için bestelediği şarkı ‘El Derecho de Vivir en Paz’ yani ‘Barışla Yaşamak Hakkımız’.

Size bu müzikleri dinlerken ben de size sorayım: Fransa’nın, Amerika’nın  Vietnam’da gerçekten ne işi vardı? Barış içinde yaşamak aslında hepimizin hakkı değil miydi, değerli dostlarım?

Bác Đang Cùng Chúng Cháu Hành Quân El Derecho de Vivir en Paz
Amca Bizlerle Birlikte Barış İçinde Yaşamak
http://files.ersu.net/indir/geziyazilari/hochiminhamca/HoChiMinh.mp3 http://files.ersu.net/indir/geziyazilari/hochiminhamca/Jara.mp3

YORUM YOK

YORUM YAP