HOLLANDA AMSTERDAM ULAŞIM VE DOLAŞIM

0 • 15 Eylül 2014 • GEZİ YAZILARI • 2.396 GÖRÜNTÜLEME

amsterdam-ozgeersu-dolasim-608

12 Haziran Temmuz 2013 Perşembe
Volendam Amsterdam Hollanda

Değerli Dostlarım,

Amsterdam’a nasıl Gideriz? Amsterdam’ı anlatmaya başlamadan önce nasıl gideceğimizi, bu insan boyutundaki ‘Human Scale’ şehirde nasıl dolaşacağımızı bilmemiz gerek. Önce Hollanda’ya varalım. Elbette, en kolayı havayolu ulaşımı. AMS Amsterdam Schipol Havaalanı (‘Skipol’ okumalıyız) (ICAO Kodu EHAM) eğer doğrudan uçmuyor, Türk Hava Yolları’nı kullanmıyorsak, çoğu Amerika ya da Küba uçuşlarımızdaki aktarma noktalarından birisidir. Bu büyük kentin yaklaşık on beş kilometre güney batısında yer alan Schipol, Londra Heathrow, Frankfurt ve Paris Charles de Gaulle’dan sonra en büyük dördüncü havaalanı. Aynı zamanda bol ödüllüdür, değişik turizm dergileri ve yayınlarda sık sık ‘Avrupa’nın En İyi Havaalanı’ ödülünü alır.

Bu birinci sınıf havaalanında aynı Amsterdam’ın kuruluş ve tarih boyunca üstlendiği ticari merkez olma misyonunu anımsatırcasına döviz bürolarını, zengin gümrüksüz mağazaları, her zevk ve bütçeye uygun yeme içme noktalarını, valizlerinizi emant edebileceğiniz ofisleri, seyahat acentalarını, araç kirlama bürolarını, otel rezervasyon servisleri ve bugünün değişmez gereksinimi Wifi olanaklarını kolayca bulabilirsiniz. Sadece turistler için değil, işinsanları için de olanakları çok geniş. Üyelik gerektiren özel salonları (Lounge) bir kenara koyarsanız, tüm salonlarda oturmak, çalışmak, uzanmak hatta uyumak için çok hoş tasarımı olan koltuklara bırakabilirsiniz kendinizi. Aktarma yapıyorsanız içeridesiniz elbette, ama şehir merkezine gidecekseniz, Gidiş ve Geliş terminallerinin hemen çıkışında yer alan Schipol Plaza önündeki duraktan Sternet Otobüs Servisi ile yarım saatte merkeze varabilirsiniz. Demiryolunu sevenler NS Nederlandse Spoorwegen şirketinin günlük düzenli seferleri ile kısa bir sürede merkez tren istasyonu Amsterdam Centraal‘e ulaşabilir.

Kendini bir kongre şehri olarak konumlandırmayı başarmış ve dünyanın sayılı dev organizasyonlarına sıklıkla ev sahipliği yapan Amsterdam’ın, havaalanı konumuna göre şehir girişinde yer alan büyük boyutlardaki Rai Kongre Merkezi‘ne de Schipol Havaalanı‘ndan doğrudan tren servisleri vardır.  Bu trenler de havalalanının en alt katından hareket eder.  Rahatı sevenler taksi ulaşımını seçerlerse, çıkıştaki duraktan alacakları araç ile çok yoğun bir trafik yoksa yaklaşık yirmi dakikada merkeze rahatça ulaşabilirler.

Türkiye’den yaklaşık üç saatte ulaşılan Amsterdam Schipol Havaalanı havayolu ile Londra‘dan bir buçuk saat, New York ya da Toronto‘dan yedi saat, Los Angeles‘dan on bir saat, Sydney‘den 22 saat uzaklıktadır.

Şehir İçinde
En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Bu güzel şehrin dokusunun içine girmek istiyorsaanız, en uygunu ya yaya yürümek ya da bisiklet kullanmak. Elbette yaygın bir ağa sahip olan tramvay, metro, belediye otobüsü ve vapurlar sizi uzaklara da kolayca götürür. İşin güzel yanı, tüm bu saydığım ulaşım seçeneklerinin tek bir sistem altında Gvb olarak toplanmış olması. Hazırlıksız gelen turistlerin ilk duraklarından birisinin Centraal Station içindeki Gvb Danışma Bürosu olduğunu önündeki uzunca kuyruktan kolaylıkla ayırt edebilirsiniz.

Tramvay dedim de… Şehrin merkezinden tüm banliyölere tramvay ile kolayca ulaşılabilir. Ayrıca dört metro hattı, özellikle Amsterdam’ın sabah saatlerinde güney doğudan merkeze, akşam da geriye doğru akan yoğun insan trafiği yükünü rahatça taşımakta. Banliyölerde yaşayanların tek seçeneği tramvay değil. Otuzdan fazla hattı ile otobüsler de bu olanağı sunar yaşayanlarına.

Ya suyla bu kadar iç içe geçmiş olan Amsterdam’daki ‘Şehir Hatları’ ne durumda? İnanır mısınız, ücretsiz vapur servisleri vardır Amsterdam’ın. Centraal Station arkasındaki De Ruijterkade‘den kuzeydeki Amsterdam Noord‘a Ij suyolu üzerinden giden vapura elinizi kolunuzu sallayarak binebilirsiniz.  ‘Kanal Otobüsü’ adı verilen ince ve basık tekne servisleri de yine merkez istasyon ile dünyaca ünlü Rijksmuseum arasında gider gelir. Taksi keyfinden su üzerinde de vaz geçmek istemeyenler için kanal taksileri kırk kişiye dek çıkan büyük tekneler ile hizmet verirler o durgun sularda. İşin ilginci, bu taksileri elbette telefonla çağırabilmenizin yanısıra, bir kanalın kıyısında durup el işareti yaparak size yanaşmalarını sağlayabilmeniz.

Hem Amsterdam’ın ruhuna uygun bisiklet, hem de kanal keyfini birleştirerek, ulaşımdan daha çok şehri gezmek adına bir değişiklik yapmak isterseniz, pedal çevirerek yol alan küçük botlar sizi bekliyor. Canal Bike firmasının durakları Rijksmuseum ve Leidseplein önünde.

Otobüs, tramvay ve metro, akıllı bilet sistemi Ov Chipkaart ile kullanılabiliyor. Amsterdam’da yalnızca birkaç gününüz varsa en iyisi aslında belirli saatler arasında sınırsız ulaşıma olanak sağlayan tek ya da birkaç günlük bilet almak. Günlük biletler on Euro’dan az. İki, üç ve dört günlük kartlar da on Euro’dan başlayıp, yirmi Euro’ya dek çıkıyorlar.  Bu kartları almak da son derece kolay. Şehrin her yerine yayılmış Gvb Bilet Otomatları günün her saati hizmetinizde. Unutmadan ekleyeyim, bir saatlik geçerliliği olan biletleri bindiğiniz aracın şöföründen de satın alabiliyorsunuz. Ov Chipkaart‘ın kullanımı da ilginç. Tamam, girişte bu kart okutuluyor ama Amsterdam’da inerken de okuyucudan geçirmeniz gerekiyor.

Suda gidenleri anlatmıştım, gelelim dört tekerli taksilere. Amsterdam’da yoldan taksi çevirmek zor. En doğrusu ya telefonla çağırmak, ya da sizin adınıza örneğin otelinizin resepsiyonunun size yardımcı olması. Aslında şehir içinde Leidseplein, Museumplein, Nieuwmarkt, Dam Square ve Rembrandtplein başta olmak üzere Amsterdam’ın her tarafına yayılmış, mavi renkle belirlenmiş yaklaşık elli adet taksi durağı var. Bineceğiniz taksinin şöförünün Türk olma olasılığı da çok yüksek.  Ücretler mi? Ne çok pahalı, ne de Avrupa standartlarında çok ucuz. İlk iki kilometre için on Euro’dan biraz az ödüyorsunuz, sonraki uzaklık için de kabul edilebilir bir oranda artıyor. Amsterdam içindeki ortalama bir taksi yolculuğu için yaklaşık yirmi Euro ödeyebileceğinizi anımsatayım. Her şeyin alternatifini sevenlerdenseniz, çevre dostu bisiklet taksiler ve gençlerin pedal bastığı tek ya da iki kişilik ‘Tuk-tuk’ taksiler de emrinizde.

Kendi arabanız ya da kiralık araç ile Amsterdam’a geldi iseniz yandınız! Park yeri bulmak başlı başına bir dert, bulduğunuz park yerleri de son derece pahalı. Park paraları üzerinde mavi ‘P’ harfi bulunan özel otomatlara kağıt veya bozuk para ile ödeniyor. Yine ilginç bir ayrıntı, üç ayrı kuşak olarak belirlenmiş bölgeler çerçevesinde şehir merkezine yaklaştıkça park ücreti pahalılaşıyor. İşte bu nedenle Amsterdam belediyesi ‘P+R’ sistemi geliştirmiş durumda. Buraya kendi araçları ile gelenlere bu ‘P+R’ alanlarına park etmeleri ve sonrasında şehir içine otobüs, tramvay veya metro ile devam etmeleri öneriliyor.  Motorsiklet meraklıları da Amsterdam’da iki arada bir derede. Hem araç trafiğine, hem de bisikletlere, bisikletlilere ve bisiklet yollarına dikkat etmeleri gerekiyor.

Aman dikkat! Park yasaklarına uymazsanız, başınız dertte çünkü Amsterdam’da kurallar çok sıkı. Bir anda aracınızı çekilmiş bulabilirsiniz.

Tüm bunlara karşın araç kiralamakta ısrarlı iseniz, en az yirmi bir yaşında ve bir seneden fazladır ehliyet sahibi olmalısınız. Uluslararası ehliyete gerek yok, Türk ehliyetleri kabul ediliyor. Bu aşamada, Amsterdam için gerekli olan en düşük sigorta bedelinin, kiralama ücreti içinde olduğunu anımsatayım, daha geniş bir poliçe almak size kalmış. Avis, Hertz ve Sixt gibi dev kuruluşların ofisleri başta Schipol Havaalanı olmak üzere şehirn her tarafına yayılmış durumda.

Bir süredir ‘Amsterdam’ı tanımanın en iyi yolu bisiklet kullanmaktır’ diyorum ya… Başta Bloemgracht‘daki Bike City, Damstraat‘daki Rent A Bike veya Stationplein‘deki Macbike olmak üzere rahatlıkla bisiklet kiralayabilirsiniz. Bu tür firmalar ya nakit avans ya da kredi kartı garantisi istiyorlar. Elbette, geçerli bir kimliği, turistseniz pasaportunuzu da unutmayın.

Bisiklet kiralayarak çoğu yasak ya da sınırlamadan kurtulduğunuzu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Öncelike bir bisiklette iki kişi kesinlikle yasak! Ön ve arkada reflektörleri olmayan bisikletle dolaşırsanız bunu ilk fark eden polis hiç düşünmeden cezanızı kesiyor.

Cezanızı kesen yalnızca polisler değil, Amsterdam’ın alışılagelmiş bisiklet hırsızları da her an peşinizde. Hırsızlık adeta bir piyasa oluşturduğu için Amsterdam’lı bisikletçi mutlaka iki kilit ile dolaşır. Birisini ön tekeri bir elektrik direğine bağlar, diğerini de gövdeden, daha sağlam bir yere, örneğin aynı yerdeki demir parmaklıklara. Çalınan bisikletler ne oluyor derseniz, hırsız efendi gideceği yere kadar kullanıp sonra el altından üç kuruşa satıyor. Ya da yakalanmak istemiyorsa indiği yerdeki en yakın kanalın içine fırlatıveriyor. Arasıra kanal kıyılarında dolaştığımda, bazılarının her iki uçtan kapatılarak dip temizliği için suyunun boşaltıldığını görürüm. Dipteki koyu balçığın adeta bir bisiklet mezarlığı olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

YORUM YOK

YORUM YAP