İNGİLTERE, BİRLEŞİK KRALLIK VE BÜYÜK BRİTANYA ÜZERİNE

2 • 18 Kasım 2012 • APPLICATION, GEZİ YAZILARI • 9.507 GÖRÜNTÜLEME

BirlesikKrallik

Devler Kaldırımı (Clochán na bhFómharach) Kuzey İrlanda
Photo Credit © 2009 Murat Güner

Değerli Dostlarım,

Yıllardır ‘İngiltere, Birleşik Krallık, Büyük Britanya’ kelimelerini duyar, doğru yanlış kullanır ve bir zamanlar dünyanın neredeyse dörtte birini kendi yönetimi altında toplayarak ‘Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk ’ adını almış bu ada ülkenin ismi konusunda karışıklık yaşarız.

Arzu ederseniz bu isimler çevresinde dönen tanımlamaları biraz inceleyerek, doğrusunu ortaya çıkartalım ve buradan yola çıkarak, banknotlar, inanışlar ve ayrılma planları üzerine konuşalım.

En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Ülkenin resmi adı ‘Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’, yani ‘United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland’. Bu tanım 1922 yılında İrlanda ikiye ayrıldıktan sonra kuzey bölümünün İngiltere’ye bağlanması ile 1927 yılında resmi olarak kabul ediliyor. Şimdi bu isimleri tek tek inceleyerek, sıkça yapılan yanlışları düzeltip bu kavram kargaşasına son verelim.

Önce adanın kuzeyine gidiyoruz. İskoçya, ada anakarasının yaklaşık üçte birini oluşturuyor ve Birleşik Krallık içinde ayrı bir ‘yarı-ülke’. Adanın güney batısındaki ‘Galler’ (Wales) yine aynı yapıda. Bu iki bölgenin dışında kalan yerler ise, bizim bugün yanlışlıkla tüm krallık adına kullandığımız ‘İngiltere’, yani ‘England’. İşte bu kesintisiz topraklardaki oluşuma, tüm adaya ‘Büyük Britanya’ (Great Britain) deniyor. Biz buna Britanya’nın batısında yer alan ve dünyanın üçüncü büyük adası olan İrlanda’nın yukarısındaki Kuzey İrlanda’yı da (Northern Ireland) eklediğimizde, ‘Birleşik Krallık’ (United Kingdom) ismini elde ediyoruz. Kuzey ve Güney İrlanda arasındaki 360 kilometrelik çizginin de, Birleşik Krallık içindeki ‘tek kara sınırı’ olduğunu anımsatayım.

Burada önemli olan, çoğumuzun ‘ülke’ diye düşündüğü ‘Birleşik Krallık’ adı altında toplanmış bu ayrı bölgelerden, kesin olmayan biçimlerde söz edilmesi. Birleşik Krallık bu karışıklığı kendisi nasıl açıklıyor diye merak ediyor olabilirsiniz. Resmi sitelerinde yuvarlak bir tanımla işi sıyırmışlar. Sıklıkla ‘devolved’, yani ‘gücünü, yönetim erkini devretmiş’ olarak çevirebileceğimiz bu ülkelerin birleşimini ‘Ülke içinde ülke’ (Country within a country) olarak adlandırıyorlar.

Medyanın yanlış kullanımı ile iyice çözümsüz hale gelen bu karışıklığa vatandaşlar da katılıyor. Kendilerin tanımlarken önce ‘Britanyalı’ (British), sonrasında da gerek görürlerse ‘İngiliz’ (English), İskoçyalı (Scottish), Galli (Welsh), Kuzey İrlandalı (Northern Irish) ya da kısaca İrlandalı  (Irish) kelimelerini kullanıyorlar. Milliyetçiliğin söz konusu olduğu söylemlerde ise ‘British’ yerine diğer saydığım tanımlar öncelik kazanıyor.

2006 yılında yeniden tasarlanan pasaportlarda ise tüm bu tanımlar İngilizce başta olmak üzere ülkeyi oluşturan diğer ‘ülkelerin’ yerel dilleri ile birlikte kullanılıyor. Galce’de ülkenin uzun adı ‘Teyrnas Unedig Prydain Fawr a Gogledd Iwerddon’ olmasına rağmen, resmi yazışmalarda kısaca ‘Teyrnas Unedig’ yazılıyor. İskoçça’da ise kısa kullanımı ‘Rìoghachd Aonaichte’ olan ‘Rìoghachd Aonaichte na Breatainne Mòire is Èireann a Tuath’ olarak karşımıza çıkıyor.

Aslında kısa bir tarihçe vermek gerekiyor bu isim karmaşasının nedenlerini daha iyi anlatabilmek için. 1536 yılında Galler ile İngiltere birleşiyor. 1707 yılında da uzunca bir süre İngiliz istilasına direnen İskoçya birliğe katılıyor. Bu anlaşmalara ‘Act of Union’ adı veriliyor ve ülkenin adı ‘Büyük Britanya Krallığı’ yani ‘Kingdom of Great Britain’ oluyor. Seneler 1801’i gösterirken, İrlanda Parlamentosu da İngiltere’ye bağlanmayı onayladığında bu kez ismin sonuna ‘Büyük Britanya Krallığı ve İrlanda’ (Kingdom of Great Britain and Ireland) olmak üzere ada da ekleniyor. Son olarak 1922 yılında İrlanda’nın güneyindeki bir çok bölge bağımsızlığı seçince isim son biçimini alıyor ve ‘United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland’ (Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda) olarak kesinleşiyor.

Bir de ‘Büyük’ (Great) kelimesinin nereden geldiğini söyleyelim. Aslında Roma İmparatorluğu dönemine kadar gitmek gerekiyor. O zamanlar Fransa’nın kuzeyine ‘Brötanya‘ dediklerinden, Avrupa anakarasından ayırmak için, kontrol edilen bölgeler karşılaştırıldığında yüzölçümü daha büyük olduğundan ‘Büyük Britanya’ denmiş.

Birleşik Krallık içindeki ülkelere düzenlediğim gezilerde, konuklarımın kafasını iyice karıştıran başka ayrıntılar da var. Yerel dilleri, gelenekleri, hatta inanışları farklılıklar gösteren bu yerlerden sıklıkla ‘ülke’ diye söz edilse de, örneğin dini yapılanmadaki farklılıklar, milli marşlarının olmaması, buna rağmen milli marş sayılabilecek eserlerin sıklıkla çalınması, kullandıkları paraların üzerinde yer alan tanımlamalar bu karışıklığı adeta körüklüyor.

Sözünü ettiğimiz bu üç unsura kısaca değinmek istiyorum. Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde yetmişi Anglikan (Anglican), Katolik (Roman Catholic), Prezbitaryen (Presbitarian) ve Metodist (Methodist) mezheplerinden oluşan Hristiyanlık inancını benimsemiş durumda. Bu yüzdenin büyük bölümünü de Papalık ve Katolik Kilisesi’nin otoritesine karşı ortaya çıkan Protestan inanış oluşturuyor. Aslında bu ayrılış, bu ‘protesto’ İngiltere’de özellikle diğer Kuzey Avrupa ülkelerinde olduğu gibi gerçekten otoriteye karşı çıkmak için mi gerçekleşti yoksa zamanın kralı Sekizinci Henry’nin karısını boşayıp yenisini alabilmesi için mi düzenlendi, belki onu da bir başka eğlenceli yazımda anlatırım sizlere.

Bu arada, düzenlediğim Viski tadım turları için gittiğim İskoçya’da gezerken ya da Norveç Fiyordları’ndan başlayıp İzlanda’ya kadar uzanan gemi gezileri Kuzey İrlanda’ya uğrayıp yerel halk ile konuştuğumda, özellikle dinine bağlı yaşlıların, artık sadece on kişiden birinin kiliseye devam ettiğinden yakındığını görüyorum. Öyle ki, yüzde içerisindeki diğer inanışların yüzde üçünün Müslümanlık, yüzde birinin Hinduizm ve diğerlerinin de yine yüzde iki oranında dağıldığını düşünürseniz, geriye kalan yüzde yirminin üzerindeki vatandaşın kendini herhangi bir dine ait olarak tanımlamadığını görmekteyiz. Örneğin İskoçya Protestan olsa da, Anglikan mazhebinin başındaki Canterbury Piskoposluğu’nu, daha doğrusu Piskoposluk sistemini reddetmiş durumda. Prezbitaryen sistem olarak belirttiğim bu oluşumda kiliseler neredeyse bağımsız ve yalnızca bir sene için belirlenen ‘Moderatör’ olarak adlandırdıkları (The Moderator of the General Assembly of the Church of Scotland) bir görevli ile yönetiliyor. Aslında ‘yönetiliyor’ demek te doğru değil, başlıca görevi her sene yeni seçim için kurulu toplamak ve diğer ayrıntılarla ilgilenmek.

Para birimi demişken, Sterling Pound ile ilgili ilgiç bilgiler de vereyim size. Ülke içinde ve dışında farklı basımlar dolaşımda. Turist olarak bu ülkeye gittiğinizde ve İngilizce’de ‘Legal Tender’ adı verilen ‘tedavülü zorunlu kanuni para’ ya da ‘yasal ödeme aracı’ olan paranızı harcamaya ya da bozdurmaya başladığınızda, bir süre sonra cebinizdeki banknotların bir bölümünün aslında İskoç, Kuzey irlanda, Channel Adaları (Channel Islands) ya da Man Adası (Isle of Man) basımı olduğunu fark edeceksiniz. Zaman zaman sıkıntıya da sokabilir bu durum sizi. Özellikle Londra’da, elinizde ‘Bank of England’ olmayan bir para varsa, artık bazı mağazalar bunları kabul etmek istemiyorlar. Asıl neden, iyice değişen ekonomik yapı nedeni ile çoğu tezgahtarın Hintli ya da benzeri bir yabancı olması ve bu acemi çocukların paraları iyi tanıyamaması. Herhangi bir sahtekârlığa karşı dikkatli olmaya çalışsalar da, bu banknotların kabulü zorunlu. Yine de arasıra belirsiz uygulamalar olduğunu söyleyelim.

Hazır söz açıldı ya, o zaman ‘milli marş olmayan milli marşları’ da değineyim. Örneğin, resmi milli marşı olmayan İskoçya’daki açılışlarda ya da spor karşılaşmalarında ‘İskoçya’nın Çiçeği’ (Flower of Scotland – Flùr na h-Alba) her zaman seslendiriliyor. ‘Scotland the Brave’ (Cesur İskoçya) gibi diğer marş-melodilerden sonra sıra ancak tüm ülkenin resmi milli marşı olan ‘God Save the Queen’ (Tanrı Kraliçeyi Korusun) bestesine geliyor. Kuzey İrlanda ise, özellikle İngiliz Uluslar Topluluğu oyunları (Commonwealth Games) açılışlarında, ‘Londonderry Air’ adı verilen bir hava, bir ‘Air’, yani bir ‘Arya’ (Aria) çalıyor. Bu melodiyi ülke dışında yaşayan diaspora da çok seviyor.

İsim karışıklıklarını giderip, inanış, para ve marşları anlatarak huzuru yakaladığımızı zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Tam ülkeyi biz doğru isim altında birleştirdiğimizi düşünürken, yeni dünya düzeninde ayrılıkların önem kazanması, bu coğrafyanın yeniden biçimlenebileceği ipuçlarını veriyor bizlere.

Yıllardır tanık olduğumuz Kuzey İrlanda’nın ayrılma arzusunun ülkeyi ciddi terör olaylarının ortasında bıraktığını hatırlarsınız. Yaklaşık üç bin altı yüz can alan, 1969 ile 1998 yılları arasındaki bu dönem, ‘Sorunlar’ (The Troubles) olarak adlandırılıyor.

Varılan uzlaşma ise benim ‘Mübarek Cuma Anlaşması’ dediğim ‘Good Friday Agreement’. İlk maddelerini ‘Kuzey İrlanda halkının çok büyük bir bölümü Birleşik Krallık içinde kalmaya devam etmek istiyor’ ve yine ‘Halkın çoğunluğu Ada’da Birleşik bir İrlanda arzuluyor’ gibi dayatıcı tanımlar oluştursa da, Sinn Féin ve sempatizanlarının önlerine çıkan ilk olasılıkta bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışacaklarını söyleyebilirim. 1905’te kurulan ve 1970 yılında radikal kanadın ayrıldığı Sinn Féin’ adını aslında ‘İrlanda Cumhuriyet(çi) Ordusu’ IRA’nın (Provisional Irish Republican Army) yönettiği terör olayları ile eşgüdümlü hatırlıyoruz. Sol ve Cumhuriyetçi görüşe sahip olan ve şimdilik kavgasını politikada sürdüren bu İrlandalı partinin kelime anlamı ‘Bizler’ demek.

Ayrılma dedik. Kuzey İrlanda yalnız değil. ‘Braveheart’ filmini izlediyseniz anımsayacağınız, İngilizlere karşı efsanevi bir direniş sergileyen ve sonrasında birliğe anlaşma ile katılan İskoçya’nın da yeniden bağımsız olması gündemde. 1707 yılındaki bu birleşme sonrası bir tür bağımsızlığını yitiren İskoçya’nın İşçi Partisi lideri Tony Blair’in başını çektiği referandum ve oylama sonrası 1997’de kendi parlamentosunu kurması, dış politika, savunma gibi konular dışında sosyal güvenlik, vergilendirme gibi konuları kendi kontrolüne almış olması, Birleşik Krallık tarihine yeni eklemelerin yapılacağı haberini veriyor adeta.

İşin ilginç yanı, 2014 yılında yapılması düşünülen referandum için de İngiltere’nin yoğun bir direniş göstermesi yerine bu oylamaya yeşil ışık yakması. Yakın bir gelecekte böyle bir ayrılma olursa, benim bu yazıya yeni bir paragraf açmam gerekecek ve sizlerin de İngiltere’nin isimleri ile ilgili kâbuslarınıza bu yeni oluşum eklenecek.

Açıkçası, İskoçya’nın bu bağımsız bir ülke olma, Avrupa Birliği’ni aslında hiç benimseyememiş Birleşik Krallık içindeki konumundan vaz geçerek, tam anlamı ile Avrupa Birliği’ne entegre bir oluşuma gitme hevesini de ayrı bir yazıda paylaşmak istiyorum sizinle. Kuzey denizindeki petrol ve doğal gaz yataklarına, rafinerilerine, turizm gelirlerine, viski endüstrisine, doğasına ve özellikle ülke dışında yaşayan, sayıları yirmi sekiz ile kırk milyon arasında değiştiği düşünülen zengin, ve girişimci İskoç Diasporası’na güvenerek bu işlere kalkışan ülke vatandaşları ile konuştuğumda, referandum sonucunun kesinlikle yüzde doksanlar düzeyinde ‘ayrılma kararı’ yönünde olacağını heyecanla anlatıyorlar. Hatta, ‘Ümit etmiyor, biliyoruz, eminiz !’diyerek keskin bir söylem kullanıyorlar. Geriye kalan azınlık ise, sağduyuyu temsil ettklerini söylese de, cılız sesleri kalabalıkların milliyetçi bağırışları arasında kayboluyor.

İşin ilginç yanı, bağımsızlık isteyen bu ‘ülkelerin’ parlamenterleri de, Westminster’da, sadece kendileri  için değil, tüm Birleşik Krallık için alınan kararların altına imza atıyorlar.  Westminster sistemi ile seçilmiş ve atanmış, sırası ile Avam Kamarası (House of Commons) ve Lordlar Kamarası (House of Lords), yani bir tür ‘Meclis ve Senato’ ile yönetilen ülkede bazı ‘İngiliz’ vatandaşlar şu soruyu sormadan edemiyorlar :

– ‘Kendi parlamentolarında kendileri ile ilgili her türlü kararı rahatça alabilen bu parlamenterler, neden zaman zaman kendi topraklarının dışında kalan İngiltere’yi ilgilendiren kararlarda söz sahibi olsunlar ki ?’ Çoğunluk, yanıt vermeden sessiz kalmayı seçiyor. Bizler de, Britanyalıların bile çözüm aradıkları konularda bir sonuca varamayacağımız için, noktalayalım yazılarımızı.

Ama en azından inanıyorum ki artık Birleşik Krallık ile ilgili bir konunun ortasında kalırsanız, bu yazdıklarımı anımsadığınızda,  ülkenin ayrılık isteklerinden paralarına, milli marşlarından isimlerine kadar bir çok yanlışı düzeltebilecek, bu konularda doğru bilgileri veren en üst düzey yetkili konumunda olacaksınız !

İlk sayfada yer alan ülke bayrağının hikayesini ve neden ‘Union Jack’ olarak adlandırıldğını ise arzu ederseniz başka bir zamana bırakalım… Sabrınıza teşekkür ederim, umarım keyifli bir paylaşım olmuştur.

 

5 Yorum

  • Selçuk Akçay 7 Aralık 2012 - 06:42 Reply

    Degerli bilgileri icin meslektaşıma çok teşekkür ederim.

    • ozgeersu 23 Aralık 2012 - 10:58 Reply

      Değerli Dostum,

      Senin de güzel sözlerine teşekkürler.

  • Dr. Mehmet Kazak 9 Aralık 2012 - 01:22 Reply

    Bugüne kadar okuduğum en kapsamlı ve açıklayıcı Birleşik Krallık metni. Üstelik bu kadar az kelime ve cümleyle. Teşekkürler.

    • ozgeersu 23 Aralık 2012 - 10:57 Reply

      Sayın Kazak,

      Araştıran, okuyan ve bilenlerden iltifat almanın keyfi bir başka. Ben de size teşekkür ederim.

  • Altuğ Şule 28 Şubat 2013 - 13:13 Reply

    Özge’ciğim,

    Değerli bilgiler için teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim. Sevgilerimle

  • YORUM YAP