LAS VEGAS SİZİ BEKLİYOR

0 • 21 Ocak 2013 • GEZİ YAZILARI • 9.675 GÖRÜNTÜLEME

Değerli Gezi Dostlarım,

Oldukça sık gittiğim, gezdiğim ve gezdirdiğim, özel gruplar düzenlediğim ve adına uzun bir radyo belgeseli yaptığım Las Vegas’ı değişik yönleri ile tanıtmak istiyorum sizlere. Arzu ederseniz önce kuruluş ve tarihçesinden kısaca söz edip, ikliminden coğrafyasına, otellerinden yeme içme olanaklarına, etkinliklerden yapılabilecek çevre gezilerine kadar gelin kağıt üzerinde güzel bir gezinti yapalım.

Tarihçe
Las Vegas, ismini bin sekiz yüzlü yılların ortalarında bölgeye gelen göçmenlerin, aslında Kızılderililere ait olan bu çöl topraklarının ortasında bir vaha ve yeşillik bulmasına borçlu. Las Vegas, ‘yeşillikler, vahalar’ anlamına geliyor. O devirde Meksika toprağı olan bölge, 1848’de yapılan anlaşma ile Amerika Birleşik Devletleri’ne geçiyor ve kurulan küçük bir kale ile de tarihi başlıyor. Bir süre bu bölgede yaşayan Mormonlar da yöreyi terk ettikten sonra, resmi olarak 15 Mayıs 1905’te şehir kuruluyor. Las Vegas’ın kuruluşu amacının altında aslında o zamanlarda ‘Railroad Town’ ya da ‘Railroad City’ denilen küçük tren istasyonu şehirlerinden biri olması yatıyor ve bu küçük yerleşim, Utah’daki Salt Lake City ile Los Angeles’i bağlayan trenyolu hattı üzerinde bir istasyon olarak kayıtlara giriyor. Demiryolları demişken, geç dönem batıya göçün ve 19. yüzyıl sonu madencilik endüstrisinin belkemiğinin demiryolları olduğunu anımsatmak isterim.

Günümüzdeki Coğrafya ve Nüfus
Las Vegas yönetim bölgesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin elli eyaletinden biri olan Nevada’nın Güney batısındaki Clark County’de yer alıyor. Turistik olarak tanıdığımız ve yakından bildiğimiz Las Vegas ise Paradise, Winchester ve Enterprise adı verilen bölgelerin içinden geçen ünlü 6.8 kilometrelik ‘The Strip’  yani  ‘Kuşak’ olarak Türkçeleştirebileceğimiz Las Vegas Bulvarı ve çevresi. 340 kilometrekarelik bu şehrin yerleşik nüfusu 600.000 olarak görünse de, büyük Metropolitan sınırları da içine katarsak,  toplam yaşayan sayısı Amerika’nın en kalabalık otuzuncu şehri olarak iki milyona yaklaşıyor. Yılbaşı ve Paskalya gibi bazı özel günler ve kongrelerde bu rakamın üzerine belki inanması zor ama günübirlik gelenleri de sayarsak bir milyon daha eklemek gerekiyor.

Sosyal yaşamın renkliliği ve yapılabileceklerin sınırsızlığı, şehrin takma adlarını da çoğaltmış durumda. ‘Dünyanın Eğlence Başkenti, Günah Şehri, İkinci Şans Şehri, Evlilik Başkenti’ ilk aklıma gelenler arasında. Bu ilginç isimlerin dışında İngilizce ses benzerliğinden yararlanılarak şehrin adına ‘Lost Wages’, yani ‘Kaybedilen Maaşlar’ da deniyor. Gerçekten, 1931 yılında kumar oynatmanın yasallaşması sonrası birdenbire büyüyen, 1940’larda parlak devirlerini yaşamaya başlayan, yasal dev yatırımların yanısıra o yıllarda organize suç paralarını aklamak isteyen ünlü gangsterlerin bile yatırım yaptıkları bir hayal dünyası oluyor. Her ne kadar New York için ‘Uyumayan Şehir’ anlamında  ‘The City That Never Sleeps’ dense de Las Vegas harika ışıkları, devamlı açık casinoları ve aralıksız devam eden eğlenceleri ile bu ismin hakkını sonuna kadar veren yerler arasında.

Los Angeles’ı Las Vegas’a 15 numaralı karayolu bağlıyor. Bu yaklaşık beş saatlik etap en az bir kere yapılmalı çünkü bölünmüş yol Amerikan yaşantısını ve yakınlardan geçen Route 66 ruhunu yakından yansıtıyor. Örneğin az sayıdaki mola yerlerinden biri mutlaka uğramanız gereken Barstow. Eski bir tren istasyonu ve günümüz Pacific Railroad rotasındaki Salt Lake City ile Los Angeles arasındaki tren yolunun tam yanında. Her on beş dakikada bir uzunluğu neredeyse bir kaç kilometreye varan, iki üç lokomotif tarafından çekilen, bir o kadar lokomotif tarafından da arkadan itilen, sayısı kimi zaman yüze yaklaşan sıra sıra kimyasal madde ya da kargo yüklü trenler geçiyor önünüzden. Ayrıca tam eyalet sınırında büyük bir outlet bulunuyor. Los Angeles veya Las Vegas’ta da benzeri dev alışveriş merkezleri olduğundan özellikle kaçırdığınız bir şey yok bu alışveriş köyünde ama özellikle California’da %7.25 olan eyalet vergisinin Nevada’da %6.85 olması, az da olsa fiyatlarda farklılık ortaya çıkarttığından gelenlerin sayısı oldukça fazla. Bu yol üzerindeki manzaranın büyük bölümü kayalık ve kumlu bir çöl manzarası.

Diğer ilginç noktalar arasında California çıkışındaki hayvan ve taze meyve sebze kontrol noktası ile Las Vegas’ın hemen dışında güneş enerjisini elektriğe çeviren, dev kuleleri ile dikkati çeken adeta ayna tarlaları bulunuyor. En az bir kere karayolunu seçmek güzel olsa da erken davranıldığında iç uçuşların ucuzluğu göz önüne alınırsa, havayolu ulaşımı genelde daha rahat bir seçenek.

Las Vegas’ın çevresindeki coğrafyaya da kısaca göz atalım isterseniz.  Anımsarsanız yakınlardaki en büyük şehir Los Angeles’tan beş saat uzakta olduğunu belirtmiştim. Uçak ile bu süre bir saatten az. Yine aynı uçuş mesafesinde Güneyde yer alan San Diego var. Diğer şehirleri saymak gerekirse, uçakla Las Vegas’tan Denver‘a bir buçuk, Dallas’a iki buçuk, San Francisco’ya iki, Chicago’ya üç buçuk, New Orleans’a yaklaşık dört, New York’a beş saatte ulaşılabiliyor.

İklim
Las Vegas, Mojave Çölü’nün ortasında subtropik çöl iklimine sahip ve  yılın en az üç yüz gününü güneşli geçiriyor. Haziran-Eylül arasındaki yaz mevsiminde sıcaklık 34-40 derece arasında değişiyor ve kimi zaman üzerine de çıkıyor. Yazın tam ortası oldukça sıcak ve ancak güneş battıktan sonra hava biraz nefes alınabilecek duruma geliyor. Kısacası doğa, güneş söz konusu olunca oldukça cömert davranmış bu vadiye… Unutmadan, Mojave Çölü’nün California sınırındaki dünyanın en kurak yerlerinden ‘Ölüm Vadisi’  Death Valley’e komşu olduğunu belirtmek isterim.

Nem sevmeyenler için burası çok rahat çünkü nem oranı bu çöl ortamında çoğu zaman %10’u bile geçmiyor. Kışları ise yaklaşık 14 derece civarında bir sıcaklık var ama geceleri zaman zaman 0 dereceye ya da altına düşebiliyor. Vadilerin çevresindeki tepelere kar yağsa da, şehir içine 2008’deki gibi çok nadiren düşüyor kar. Yağmurlu günler ise yılda 25-30’u geçmiyor. Genelde Ocak ve Temmuz aylarında sıklaşan yağmura arasıra şiddetli fırtınalar da eşlik ediyor. Çöl iklimi ve bu az nemli sıcak kuru hava şehirde her yerde kendini gösteriyor. Las Vegas’ta soğutmasız kapalı alan neredeyse yok ve buralar oldukça soğuk. Klimaya karşı duyarlı olanların bu konuya dikkat etmesi gerekiyor.

Ne Zaman Gidilir?
Sıkça merak edilenler arasında Las Vegas’ın turist sezonunun ne zaman açıldığı vardır. Açıkçası böyle bir tanım yok. Aslında ‘Ne zaman gidilir?’ sorusunu tersine çevirip, ‘Ne zaman gidilmemeli?’ demek daha doğru. Dünyanın en kalabalık kongreleri, örneğin tüm bişilim dünyasının bir araya geldiği C.E.S. Show burada yapılıyor. Böyle zamanlarda, şehirde oda bulmak gerçekten büyük şans. Noel, Yılbaşı, Sevgililer Günü ve 4 Temmuz Bayramı da Las Vegas’ın en hareketli olduğu ve konaklama ücretlerinin inanılmaz yükseldiği tarihler arasında. Hafta sonları da genelde yoğun ve pahalı oluyor. En uygunu, Las Vegas’ta genelde yeterli olan dört gün kadar zaman geçirmek adına hafta içi Pazar-Perşembe paketleri. Bunun dışında, hava durumu ile ilgili olarak özel bir ‘gidilmesi ya da uzak durulması’ dönem olduğunu söylemek zor, çünkü Las Vegas her mevsimde bir başka güzel. Düşünün, dünyanın en çok oteline ve yatağının bulunduğu bir şehirden söz ediyor ve ‘Yer bulamayabilirsiniz’ diyorum.

Dünyanın En Büyük Otel Şehri
Las Vegas’ta dört yüze yakın otel var. İnanması zor olsa da oda sayısı 150.000’in üzerinde. Bu kadar oda yaklaşık 400.000 yatağa denk düşüyor ki, dünyanın en büyük 30 otelinin ilk 20-25’i burada. Orlando’da 110.000, New York’ta 80.000 oda sayısı olduğunu düşündüğümüzde sayının büyüklüğü ortaya çıkıyor. Rezervasyonların az olduğu hafta araları bile doluluğun %90’ın altına düşmediği göz önüne alınırsa, erken rezervasyonun ödenecek ücretten çok yer bulabilmek için önem kazandığı da ortaya çıkıyor.

‘The Strip’ adı verilen bulvar boyunca ilk akla gelen oteller arasında 5.000 odalı MGM Grand, 4.400 odalı Luxor, 4.000 odalı The Venetian, Excalibur, Flamingo, Caesar’s Palace, Palazzo, Mirage, Bellagio, Bally’s, Wynn, Stratosphere, Tropicana bulunmakta. Kategorileri lüks beş yıldız ile dört yıldız arasında değişen bu otellerde binlerce odadan söz ediyoruz. Birkaç yüz odalı yatırımların büyük sayıldığı düşünülürse, otellerin boyutları daha kolay anlaşılır.

Ünlü otellerin yanısıra, pansiyondan biraz daha konforlu ‘Inn’ olarak adlandırılan düşük bütçeli oteller ve moteller de bulunmakta. Hatta, uzun süreli konaklamalar için ‘Condominum’ türü inşaatlar da son hızla devam ediyor. Burada çoğu zengin Amerikalının, asıl ev ve yazlıktan sonra üçüncü evleri var. Gerçi Las Vegas’ı Las Vegas yapan noktalardan biri de oteller ve sunduğu lüks olduğundan, sıklıkla buraya gelmeyenlere şehir ya da ‘The Strip’ dışına gidip çok ucuz bir yerde kalmayı önermek doğru değil. Sadeece bulvar boyunca elliye yakın otel ve 40.000’in üzerinde oda olduğu düşünülürse, başka yerde macera aramak gereksiz oluyor.

Konaklama bütçelerine gelince. özellikle ‘Peak’ adı verilen özel tarihlere ve kongrelere denk düşmeyeden rezervasyonlar biraz erken ayarlandığında daha iyi fiyat alınabiliyor. Genelde çoğu otel, casino kazançlarını düşünerek konaklama ve yemek fiyatlarını düşük tutuyor. Üç veya dört yıldız taşıyan (First Class) otellerin gecelik oda ücreti 50 Usd civarında. Luxor ve benzeri isimli otellerde düşük dönemde en az 100 Usd düşünülmeli. Çok lüks otellerdeki standart odalarda 200 Dolar ve üstü tutarlar başlıyor. Elbette özel dönemlerde bu bütçeyi tutturabilmek neredeyse hayal.

Oyun salonları, otel restaurantları, konaklama ve alışveriş açısından bakıldığında Las Vegas sanıldığı kadar pahalı bir yer değil. Las Vegas’ı gezip görmenin başlıca amacı turizm olsa da gelen yerli ve yabancı turistlerin bir diğer düşü de ebette oyun oynamak. Atlanta, Atlantic City ve benzeri şehirlerin yanısıra 30 ayrı eyalete yeni verilen kumar iznine rağmen, Las Vegas’ın bu açıdan her zaman yeri başka. Oyun oynama düşüncesi olmayan ya da sevmeyenlerin bile o dev ışıklı dünyayı görmesi gerek. Açıkçası The Strip üzerinde otelden otele geçerek, kimi zaman otellerin önünde belirli saatlerde yapılan dev gösterileri izleyerek, yürüyüşlere üst geçitler ‘Monorail’ adı verilen raylı sistemle devam ederek harika zaman geçirilebiliyor.

Değişik günlere yayarak, gün batımı sonrasında izlenebilecek gösteriler arasında Treasure Island Otel’de korsanların gösterisi, Siverton Otel’de akvaryum, Bellagio ve The Caesars’ın önündeki benzersiz ışık ve su gösterisi, yine Caesars’da Atlantis, The Mirage Hotel önündeki volkanlar,  MGM Grand Otel’de altı adet arslanın bulunduğu habitat, Fremont Street Experience adı verilen kapalı alandaki dünyanın en büyük etavan ekranında mükemmel bir video gösterisi, konserler ve diğer ilginç sürprizler sayılabilir.

Las Vegas’ta Gündüz Etkinlikleri
Oyun oynamak istemeyenler için de Las Vegas gün içinde çok ilginç olanaklar sunuyor turistlere. Çevre gezileri ve müzeler ilk akla gelenler. Evlenmek ya da nikâh tazelemek çok tutulan bir etkinlik olduğundan, özellikle şehrin kuzeyine doğru o kadar çok Inn, Motel ve Chapel çıkıyor ki karşımıza.

Alışveriş için California’dan gelenler Nevada sınırındaki Fashion Outlet of Las Vegas’a uğruyorlar önce. Şehirde ise kuzeyde kalan Premium Outlets var. Fiyatlar Amerika standartlarında ve oldukça uygun. Otellerin içinde ise 4.000 metrekare üzerine kurulu, dünyanın en büyük hediyelik eşya mağazası Bonanza Gift Shop, Palazzo içindeki lüks butikler, Venetian içinde Grand Canal mağazaları, Miracle Mile ve Caesars içindeki Forum son derece sık alışveriş olanakları sunuyor.

İlginç
Daha ilginç etkinlikler arasında Ferrari ya da Aston Martin gibi lüks ve antika arabaların kullanıldığı yarış pistlerinde geçen saatler, rüzgar tünelinde yapılan yerçekimsiz uçuşlar, dedektiflik meraklılarının yirmi dakika içinde eldeki kanıtlarla, üç kurban ve onlarca şüphelinin izini sürüp sonuca ulaşmaya çalışacağı CSI Müzesi var.

Bir akşam üstü, çok pahalı olmayan Limousine’ler ile hemen yakındaki helikopter pistine giderek dünyanın en iyi ışıklandırılmış şehirlerinden Las Vegas’ı havadan görmenin zevki de bambaşka. Şampanya sonrası kiloların tartılarak Maverick helikopterlere beşer kişilik gruplar halinde davet edilen turistler, her koltuktan en iyi biçimde görebiliyor bu inanılmaz manzarayı yaklaşık on beş dakikalık bir uçuşla.

Müzeler
Müze sevenler de zamanla küçük değişiklikler olsa da Luxor oteldeki Bodies ve Titanic, neredeyse çoğu atom bombası denemesi Nevada’da yapıldığından burada açılmış olan Atom Müzesi, resim sanatını sevenlerin vaz geçemediği Bellagio Sanat Galerisi, şehirdeki gangster yaşamı ve geçmişinin anlatıldığı Las Vegas Mob Experience adlı Mafya Müzesi’nde zevki saatler geçirebiliyorlar.

Çocuklar İçin
Küçük turistler için de harika seçenekler sunuyor Las Vegas. Discovery Çocuk Müzesi, Madam Tussauds mumya müzesi , M&M’s World çukulata ve şekerleme dünyası, uzun ve heyecanlı bir sulu kaydırak olan Rim Runner, beş altı dakika süren ama altı saat kadar uzun gelen dünyanın en büyük insan sapanı Sling Shot, birkaç saniyede serbest düşüş yaparak yere inen Turbo Drop, yerçekiminden çok daha yüksek  ivme veren Insanity ve  New York New York oteli önündeki dev Roller-Coaster hızlı tren ilk yapılabilecek etkinlikler arasında. Elbette bunların çoğuna yetişkinler de büyük ilgi gösteriyor.

Konser ve Show
Celine Dion, Rat Pack Show, House of Blues’da Santana gibi devlerin konserleri, arasıra şehre turneye gelen uğrayan ünlü sanatçılar ile müziğe doymak için de en uygun yer Las Vegas.  Blue Man Show, David Copperfield gibi illüzyonistlerin inanılmaz gösterileri, The Jubilee Show ve Cirque du Soleil’in başta ‘O’ olmak üzere diğer show’ları da unutmamak gerek.

Çevre Gezileri
Çevre gezisi denildiğinde yapılması gerekenlerin başında kısa bir uçuşla gidilen, dünyanın en güzel yerlerinden biri olan Arizona Grand Canyon var. Havaalanı transferi, küçük uçaklarla Grand Canyon’a gidiş, kimi zaman arada helikopter uçuşu, manzaraya karşı öğle yemeği, en heyecanlısı da Skywalk adı verilen ve bölge kızılderilileri tarafından işletilen, cam bir platformda kanyon uçurumu kenarında yürüme derken bir gün tümüyle doluyor.

Uzağa gitmeden doğal güzellikleri görmek isteyenler ise şehrin hemen dışında, iki büyük tektonik tabakanın çarpışarak kırılması sonucu oluşan Red Rock Canyon’ı gezebiliyorlar. Yarım günde biten bu gezide Las Vegas’tan otobüsle çıkılıp, ‘The Loop’ adı verilen bir rota gezilerek geri dönülüyor. Ayrıca dünyanın en büyük yapılarından ve barajlarından biri olan Colorado nehri üzerindeki Hoover Dam, programa eklenebiliyor. Bu baraj gezisinde klostrofobisi olmayanlar için yapı içindeki teknik bölümler, havalandırma ve kontrol tünelleri de görülebiliyor.

Yeme İçme
Açıkçası, zaten ucuz ve bol porsiyon üzerine kurulu Amerikan mutfağı neredeyse her yerde turistler için hazır. Sabahın erken saatlerinden öğleye kadar kahvaltı veren oteller, yirmi dört saat açık olan restaurantlar tüm gereksinimlere yetiyor. Venetian Hotel içindeki Grand Lux Cafe, Aria, Bellagio, Wynn ve Mirage  gibi otellerin akşam açık büfeleri de hesaplı ve zengin seçenekli.

Fast-food yerine ‘slow-food’ arayanlar için de Brezilya etlerinin yendiği Texas de Brazil, yine etseverlerin cenneti Lawry’s Prime Rib, Uzakdoğu mutfağı sevenlere Sensi ve Little Buddha, şık ve yüksek bütçeli Mon Ami Gabi, yine gurme meraklılarının seçenekleri arasındaki Bouchon kesinlikle önerdiğim yerler arasında.

Elbette bol yemek porsiyonları ve ‘Big Gulp’ dedikleri dev içecek bardakları ile hamburger restaurantları da sıkça çıkıyor turistlerin karşısına. Bu gazlı içecekler ağzına kadar buzla doldurulmuş olarak servis ediliyor. Sonuç olarak her bütçe ve her zevk için sınırsız yeme içme seçenekleri var Las Vegas’ta.

YORUM YOK

YORUM YAP