MAVİ TUNA NEHRİ

0 • 23 Aralık 2012 • GEZİ YAZILARI • 2.283 GÖRÜNTÜLEME

Mavi Tuna Nehri Viyana Özge Ersu

 Değerli Gezi Dostlarım,

Tarih, kültür, müzik, doğa ve seçkin zevklerin gözlerinizi ve ruhunuzu okşarcasına uyumla birbirine karıştığı, adeta daha önce orada yaşadığınızı hissettiren çok az şehir vardır. Viyana tüm bu saydıklarımızı, belki daha fazlasını sunar aslında. Naz yapar, zaman geçtikçe gösterir güzelliklerini. İlk gittiğinizde, bir de süreniz kısa ise pek bir şey anlamazsınız. İlk gençlik aşkı gibi, özlemi sonradan düşer içinize.

Viyana’ya adeta yaşam veren Tuna Nehri ise tüm bunların sessiz tanığıdır. Gülümseyerek geçerken şehrin içinden, göz kırpar. Bir an göz göze gelirsiniz. Avrupa’nın bir çok ülkesinden geçen Tuna, bence en çok Viyana’ya yakışır. Tuna ne bir Boğaziçi kadar kendinden emin, ne Paris’in Seine’i gibi havalı. O, Viyana’nın Tuna’sı. Sizlere bu asil nehri, aktığı gibi sakin ve sessizce anlatmak istiyorum…

Uzunluk mu işlev mi?
Tuna, Avrupa Birliği’nin en uzun nehri. Tüm Avrupa’nın diyemiyorum çünkü bir şekilde Avrasya Avrupası’nda sayılan Volga tam 3.700 kilometre uzunluğunda ve birinciliği bırakmıyor. Tuna ise 2.860 kilometre.  Almanya Kara Ormanlar’dan doğan Brigach ve Breg dereleri, yine Almanya’daki küçücük Donaueschingen kasabasında birleşiyor ve koskoca nehir Tuna (Donau) ismini bu küçük kasabadan alıyor.

Nereden geçiyor?
Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Moldava ve Ukrayna’yı, yani tam on ülkeyi sulayarak Karadeniz’e dökülüyor. Yolu üzerindeki binlerce kasaba bir yana, Almanya’da Ulm, Regensburg, Passau, Avusturya’da Linz, Krems, Slovakya’da Şturovo, Macaristan’da Estergon, Vişegrad, Sentendre, Mohaç, Hırvatistan’da Vukovar, Sırbistan’da Novi Sad, Romanya’da Orşova, Kalafat, Harşova, Bulgaristan’da Vidin, Belen, Ukrayna’da Reni İzmail gibi yüzlerce kent ve Viyana, Bratislava, Budapeşte ve Belgrad gibi dört başkentten de geçiyor.

Ne kadar temiz?
Bu nehrin adı kulağınıza çalındığında aklınıza ilk ‘Mavi Tuna’ gelse de, valslerle hayallerinizde canlandırdığınız o renk artık geçmişte kaldı. Dünyanın hemen her büyük akarsuyunda olduğu gibi, Tuna mavi değil çamurlu kahverengi akıyor ve süreci iyileştirmek adına biraz geç kalınmış durumda. Bu gri kahverengi yeşil doku akış hızına ve gökyüzünün rengine göre farklı tonlara bürünebiliyor. Elbette yağışların bol olduğu ve akışın arttığı zamanlarda nehir yatağı ve çevresindeki toprak suya daha hızlı karıştığından bulanıklık artıyor. Günün değişik saatlerindeki yoğun bulutlar veya açık hava da bir ölçüde suyun gözlemlenen rengini değiştiriyor. Avusturya nehrin temizliği için her türlü önlemi almaya çalışsa da, diğer ülkelerin kirliliğe katkısı, çalışmaları çamura katıp götürüyor. Son yıllarda bazı ortak projeler üzerinde çalışılıyor ama toplantı ve komisyon kararlarının yavaşlığı nedeni ile bu zehir kaynağı yıllardır Karadeniz’e adeta bir bıçak gibi saplanıyor.

Ulaşılabilir Avrupa
Tuna Avrupa nehir ulaşım sisteminin de çok önemli bir parçası. Ülkemizde nehir taşımacılığı, coğrafyamız olanaksız kıldığı için bir kaç küçük örnek dışında neredeyse yok. Çünkü dünyanın ortalama kara yüksekliği 700 metre iken Türkiye’de 1.130’a çıkıyor. Avrupa ise şanslı, ortalama yükseklik yalnızca 330 metre. Bu alçak kot Avrupa’da çoğu büyük nehrin düzensiz bir su rejimi yerine sakin ve düzgün akmasını sağlayarak su yolu ulaşımına da olanak tanıyor ve ‘Navigable’  (üzerinde su yolu ulaşımı yapılabilir) kılıyor. Bu sistem, Avrupa’nın değişik yerlerinden yine Avrupa’nın içine binlerce kilometre sokulabilen, birbirine bağlanan ve adeta hiçbir zorluk çıkartmayan, çok az yatırım gerektiren dev bir ağ, taşımacılık maliyeti çok az su otoyolları gibi düşünülebilir. Elbette maliyet derken, su derinliğini sabit tutma, kanal çalışmaları, ortak trafiğin düzenlenmesi, su yüksekliklerini kontrol eden havuz ve kapaklar büyük harcama kalemlerinde ilk akla gelenler arasında.

Çok ilginç bir notu daha eklemek gerekiyor: 1992 yılında Rhine – Main Tuna Kanalı açıldığında, yani birbirine yakın seyreden birkaç nehir ‘insan eli ile’ birleştirildiğinde, tam 3.500 kilometre boyunca kesintisiz nehir üzerinde yolculuk yapılabilecek, Güneydoğu Avrupa’dan Kuzeybatı’ya, yani Karadeniz’den girilip Hollanda Rotterdam’dan çıkılabilecek bir deniz yolu çıktı ortaya.

Viyana Tuna’sı, Yüzme Havuzları ve Plajlar
Viyana’da Tuna kıyısı park ve yürüyüş yolları ile bezenmiş durumda. Belki de Mavi Tuna’yı görebileceğiniz ender yerlerden biri, şehir yönetiminin nehri özel bir su yolu ile ayırıp yatağın yan tarafına paralel bir kol haline getirdiği kanalın olduğu bölge. Viyana’lılar, deniz ve kumsal özlemlerini ya şehir içindeki dev nehir gemilerinin içindeki yapay havuzlar ve çevresindeki şezlonglarla, ya da bu mavi kanalcıktaki ahşap platformların üzerine serptikleri kum ile gidermeye çalışıyorlar.

Akarken
Ne kadar denizden ve maviden uzakta olursa olsun, Tuna romantizmini hiç kaybetmiyor. Oğlunun kendisi gibi beş parasız bir müzisyen değil, banker olmasını isteyen Baba I. Johann Strauss, ne kadar zorlasa da, Junior ya da II. Johan Strauss’un müzik arzularına daha fazla engel ol(a)madığından, oğul Strauss ise bizlere Tuna’nın en güzel ezgisini Viyana’ya özgün bir vals ile armağan etmiş. İlk bulduğunuz fırsatta gözlerinizi kapatarak dinleyin ve kendinizi Viyana’da ‘Mavi Tuna Üzerinde’ valsin kollarına bırakmışken hayal edin: Opus 314 sayılı dünyaca ünlü ‘An der Schönen Blauen Donau’ ile.

4 Yorum

  • Nilgün Akgün 23 Aralık 2012 - 11:20 Reply

    Bu kadar güzel anlatılır bir şehir, yüreğinize sağlık..

    • ozgeersu 20 Ocak 2013 - 23:40 Reply

      Asıl sizin kulağınıza ve gözünüze sağlık…

  • Ayşegül Kudunoğlu 23 Aralık 2012 - 11:45 Reply

    Noel öncesi ve pazar sabahı için çok keyifli bir yazı ve müzik. Teşekkürler arkadaşım.

    • ozgeersu 20 Ocak 2013 - 23:42 Reply

      Beğendiğine çok sevindim Ayşegül 🙂

    YORUM YAP