Meksika Teotihuacan Piramitleri ve Antik Takvimin İzinde

0 • 5 Ocak 2014 • GEZİ YAZILARI • 2.837 GÖRÜNTÜLEME

Değerli Dostlarım,

Daha önceki yazımda sizlerle Meksika’nın başkenti, büyük metropol Mexico City’de dolaşmış, bu ilginç şehir ve ülke hakkında ilginç bilgiler vermiştim. Şimdi sizi başkentten yalnız bir saat uzaklıkta bulunan Teotihuacan ve gizemli piramitlerine davet ediyorum.

TEOTIHUACAN
Teotihuacán (Teotivuakan okuyunuz) Milattan Sonra 0 – 500 yılları arasında Amerika kıtasındaki en büyük ‘Pre-Kolombiyan’ (Pre-Columbian) yerleşimdi. Teknik terimi anımsatalım hemen, Pre ‘önce, öncesi’ demek. Kolombiyan dediğimizde Kristof Kolomb’a gönderme yaparak, kâşifin 1492’de ülkeye ayak basması ve devamında Avrupalıların kıtayı işgali öncesindeki zaman diliminden söz ediyoruz. Teotihuacan adını sadece bulunduğu bölgeye yer ismi olarak değil, merkezi olduğu uygarlığa da vermiş.  Öyle ki, kültürel etkisi  Vera Cruz’dan Mayaların yoğun yaşadığı yerlere kadar uzanmakta idi.

ULAŞIM VE GİRİŞTEN ÖNCE
1987’de Unesco‘nun Dünya Mirası Listesi içine aldığı, başkent Mexico City‘nin yaklaşık kırk kilometre kuzey doğusundaki bu bölgeye bir saatlik otobüs yolculuğu ile ulaşıyor ve tarihi bölgeye girişten önce kısa bir mola veriyoruz. Bulunduğumuz yerde çevredeki yanardağların püskürmesi sonucu ortaya çıkmış ve katılaşmış lav(a) taşlarına oyulan, zamanında Teotihuacan’da kullanılmış maskeler el ile üretilip satılıyor. Elbette Meksika ile ilgili her tür hediyelik eşya da var yanında.

Bir köşede taş ustaları ter içinde aralıksız çalışırken görevlilerden birisi de gerçek taş heykel ve maskeler ile sıkıştırılmış tozdan yapılmış sahte ürünler arasındaki farkı anlatıyor. Bölgede çıkan ve  mineral içeren diğer taşlarla da nasıl değişik renkler elde ettiklerini gösteriyor. Ürünler oldukça pahalı bu arada. Sadece maskelerden söz etmiyorum, diğer oyma taş ürünlerde avuç içine sığan seçenekler de var, adrese teslim kargo ile gönderilen dev boyutlara kadar olanları da.

TEOTIHUACAN MASKELERİ
Yapılan kazılarda ortaya çıkartılan maskelerin sayısı oldukça fazla.Ben de size üzerine çok konuşulup az bilinen bu maskeleri kısaca tanıtayım. Çoğu aslında genel çizgiler çerçevesinde birbirine benziyor.  Maskenin tepesi düz, yani baş bölümü oval olarak kapanıp devam etmiyor. Yüz neredeyse yamuk bir dörtgen, kulaklar ise kare biçiminde. Kaşlar özellikle yüksek bırakılarak dikkati çeken derecede ortaya çıkartılmış, gözler ise kısık değil, açık. Burun oldukça büyük, kalın dudaklar da açık bir ağzı çervreliyor. Gözlerin çevresindeki girinti ve kulaklardaki deliklere bakarak, bu bölümlerin değerli taşlar ve küpelerle süslenmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Teotihuacan’ı gezdirip bu maskeleri anlatırken konuklarım da bana sıklıkla ne zaman ve nasıl takıldıklarını soruyorlar. Öyle ya, son derece ağır bu maskeler yüzde taşımak için. Ben de onlara, sorunun yanıtının bir bölümünü ancak maskelere daha yakından bakınca bulacaklarını söylüyorum. Evet, maskede gözler var ama delik değil. Yani bu maskeler yüze takılmak üzere yapılmamış, daha törensel nedenleri var. Peki yanıtın diğer bölümü nedir, ne için yapmışlar? Kesin bir bulgu yok aslında, Arkeologlar bu maskelerin işlevlerini tartışmaya devam ediyor. Kimileri mezarlardan ve ölüm törenlerinden söz ederken, bu görüşe karşı olanlar maskelerin gömü alanlarından çıkmadığını anımsatıyorlar. Son yıllarda, bu maskelerin şehrin belirli bölümlerinde sergilenmek üzere yapıldığı görüşü ağırlık kazanmış durumda. Maskeleri ardımızda bırakıp dikkatimizi başka yöne çeviriyoruz.

BOYA DEPOSU KAKTÜSLER
Burası aynı zamanda bir kaktüs cenneti. Çocukluğumuzda sadece Red Kit ve diğer Vahşi Batı çizgi roman ya da filmlerinden tanıdığımız bu inanılmaz bitkiler, zamanında bu uygarlıkların işine o kadar yaramış ki… Aslında ülke çoğunlukla ‘Org’ (Borusu) kaktüsleri (Organ Pipe Cactus – Stenocereus Thurberi) yayılımı altında olsa da burada değişik bölgelerden getirdikleri yüzlerce değişik tür ile  bahçenin bir bölümünü kaktüs çiçeği bahçesine çevirmişler. Ne yazık ki her sıcak ortamda rahatça yetişebilen bu bitkiyi son yıllarda Sadece Meksika’da değil, Amerika Birleşik Devletleri ve Karayip Adaları’nda da hızla yayılan bir hastalık tehdit ediyor.

Bizimle ilgilenen amigo, bir San Pedro Kaktüsünü (Echinopsis Pachanoi) eline alıp bıçakla iç zarını soyuyor. Daha sonra da cebinden çıkarttığı tükenmez kalem ile bu ince zar üzerine yazı yazmaya başlıyor. Zar adeta kağıt gibi. Bu kaktüs iç zarı öylesine sağlam ki, parşömenin olmadığı, ulaşmadığı bu uzak coğrafyalarda yüzyıllarca kağıt yerine kullanılmış olan bu yarı saydam maddeyi elinize alıp gizlice kenarından yırtmaya veya üzerindeki mürekkebi silmeye çalıştığınızda, gücünüze başarı ile direniyor. Ben bu bölgeler ve kültürleri ile ilgili konferanslarımda özellikle Orta Amerika’da (Mesoamerica) yaşayan eski yüksek uygarlıkların yapılarını renklendirmekte öncelikle kaktüsleri ve kaktüs üzerinde yaşayan parazitleri kullandıklarını anlatırım. Meksikalı arkadaşımıza bunu söylediğimde bizden izin isteyerek arka tarafa yöneliyor. Kısa bir süre sonra üzerinde beyaz parazitler birikmiş bir kaktüs dalı ile geri dönüyor. Diğer elinde ise beyaz kalınca bir zarf var. Önce kaktüse yapışık parazitlerden birkaçını eli ile kopararak sıkıyor ve bulaşan kanı parmağı ile beyaz zarfa sürüyor. Ortaya çıkan kırmızı renk o kadar canlı ve parlak ki! Daha sonra kaktüsün içine derin bir delik açarak küçük bir dal parçası ile içini kazıyıp bitkinin özsuyunu alıyor. Bunu da beyaz zarfa sürdüğünde inanılmaz güzel ve parlak bir sarı renk ile karşılaşıyoruz.

Eski yüksek uygarlıklar elbette diğer minerallerden ve doğanın verdiği zenginliklerden elde ettiklerini akıllıca kullanıp, kendi geliştirdikleri ilginç yöntemler ile değişik renkler ve karışık tonlar elde etmişler zamanında. Bunları da elbiselerinde, yapılarında ve günlük yaşamda yoğun bir biçimde kullanmışlar. Üzerine sürdükleri yine kendilerine özel bir vernik de yüz yılların aşındırmasına inatla direnebilmiş.

İngilizce’de çok sevdiğim ve kullandığım bir deyiş vardır: ‘Necessity is the mother of invention’. Gereksinim, tüm buluşların anasıdır. İşte henüz Teotihuacan’ı gezmeye başlamadan, piramitlerden birinin altında sonra göreceğimiz iç bölüm duvar süslemelerinin ipuçlarını da vermiş oluyorum.

MİLLİ İÇKİ TEQUILA
Bir sonraki bölüme geçtiğimizde ise herkesin merakla beklediği an geliyor. Dikkat! Daha taş maske satışı başlamadı ama satıştan önce biraz çakırkeyif olmak isteyenler hazırlansın. Meksikalılar akıllı pazarlamacı: Müşterinin hafiften gevşemiş keyiflenmiş olanını seviyorlar ki satışları artsın. Ülkenin ulusal içkisi Tekila’ların bardaklarda sıra sıra dizildiği masanın başına geçiyoruz ve birer ikişer, tuz ve yeşil limon (Lime) eşliğinde, kadehleri yuvarlamaya başlıyoruz. Bu arada aklıma Meksikalıların bu tuz ve limon olayını aslında Amerikan uydurması olarak görüp onaylamadıkları geliyor aklıma ama ses çıkartmıyorum. Tüm dünyaya yayılmış bu (yanlış) geleneğin karşısında duracak zamanım yok. Bu yazıda Tekila ile ilgili ayrıntılara girmeyeceğim. Bu konuda  yaptığım geniş bir araştırmayı 2010 yılında yayınlamıştım, dünyaca ünlü yerel içkinin gerçek öyküsünü orada bulabilirsiniz. http://ozge.ersu.net/yazilar/gezi-yazilari/tekilanin-gercek-oykusu/

HEDİYELİK ÇEŞİTLER
Peşpeşe devrilen ‘shot’lar sonrası, alışverişe hazır olanlar satış bölümüne geçiyorlar. Neler yok ki? İlk gözüme çarpanlar rengarenk Sombrero çeşitleri. İspanyolca’da ‘Şapka’ anlamına gelse de bu kelime özellikle Meksika’da güneşten korunmak için çok geniş kenarları olan modeller için kullanılıyor. Yüzlerce değişik boyu, rengi ve modeli olan maskeler, el yapımı taş hediyelik eşyalar bir anda eşe dosta götürülecek hediye sıkıntısını ortadan kaldırıyor.

AYRINTILI TARİHÇE VE ETİMOLOJİ
Artık Teotihuacan’a geçme zamanı. Volkanların gölgesindeki bu bölgeye moladan sonra kısa bir otobüs yolculuğu sonrası varıyoruz. Teotihuacan’ın ismini Nahuatl’ca konuşan ve bölgeyi ele geçiren Aztekler koymuş. İşte bu nedenle sıkça yapılan yanlışlardan biri bu yerin bir Aztek yerleşimi olduğunun sanılması. Oysa onlar zamanında bu bölgeye gelerek, tapınakları bulmuş ve kullanmaya başlamışlar. Teotihuacan’ın kökenleri karanlıkta. Arkelologlar yıllarca Toltek’ler (Toltec) tarafından yapıldığını öne sürdüler, bir bölümü de Totonak, Zapotek, Mikstek veya Maya yerleşimi olduğu konusunda direndi. Aslında tüm bu saydığımız uygarlıklar birbirleri ile kesin çizgilerle ayrılamadıklarından, yanıtı ararken hepsinin birbirleri ile etkileşim içinde oldukları gerçeğini unutmamalıyız. Nahua efsanelerinden alınmış isim ‘Tanrıların Doğduğu Yer’ anlamında. Araştırmacılardan Thelma Sullivan) burayı ‘Tanrıların Yolu’ olarak değerlendirmiş.

YÜKSELİŞ VE ÇÖKÜŞ
Yerleşim en parlak dönemini Milattan Sonra 50 – 450 yılları arasında yaşıyor. Aynı yıllarda yavaş yavaş çöküşe doğru yol alsa da, Roma İmparatorluğu ile çağdaş olduğunu hatırlatalım. Bu yüzyıllarda sadece otuz kilometrekarelik bir alanda 150.000-200.000 arası nüfusu barındırdığı düşünülüyor. Milattan Sonra yedinci ya da sekizinci yüzyılda büyük  olasılıkla Toltekler bölgeye gelerek şehri yakıp yıkıyorlar. Çöküşü açıklayan bir diğer teori ise yine Milattan Sonra 535 yıllarında ortaya çıkan ani iklim değişikliği ve beraberindeki kuraklık. Altıncı yüzyılda öldüğü saptanan birçok çocuk iskeletinde yetersiz beslenmenin izleri var. Aslında bence her iki olay da birbirini tamamlıyor. Aç ve susuz kalan toplulukların yetersiz yaşam kaynakları nedeni ile birbirlerine saldırdıkları gerçeği.

Kalıntıların içine girmeden önce bu kez otoparkta çevremizi yerliler sarıyor. Ellerinde yine hediyelik eşyalar var. Bizler yıkıntılara doğru yürürken uzaktan çekingen biri yaklaşıyor. Elinde küçük bir Aztek buluntusu var. Bölgeden kendisi kazarak çıkartmış ve en az bin yedi yüz senelik. Yaklaşık 500 Amerikan Doları istiyor. Aslında paha biçilmez bir eser çok daha fazla eder. Müzeye veremediğini, devletin toplam bedelin ancak küçük bir yüzdesini kendisine geri ödeyeceğini anlatıyor. Çekingen Meksikalıyı çok dikkate almadan yürümeye başlıyorum. Bu buluntu da benimle beraber yürürken gençleşiyor, önce bin senelik olup fiyatı 250 Dolar’a düşüyor. Şehre girmek üzere iken artık 30 Dolar olmuş durumda. Dünyanın başka yerlerinde benzeri buluntuları sıklıkla gördüğümden, örneğin Napoli Pompeii girişinde özel olarak asitle eskitilmiş, çakıl taşları ile çamaşır makinesinde yıkanarak ‘antikalaştırılmış’ Rostfrei Jumbo çatal kaşık takımlarına alışık olduğumdan, gülümseyerek delikanlıya teşekkür ediyor, grubuma da bu tür tekliflere aldanmamalarını hatırlatıyorum.

TEOTIHUACAN İÇİNDE
Şehrin ana avlusu ve çevresindeki yapılar heyecandan nefesimizi kesiyor. ‘Miccaotli’ adı verilen geniş ve ana bulvar ‘Ölülerin Yolu’ olarak adlandırılıyor. Törensel mimarinin en güzel örneklerinden biri olan Güneş Tapınağı, Mısır Klasik Dönem Piramitleri ve Cholula’daki benzerinden sonra yakın tarihte yapılmış dünyanın en büyük yığma taş piramidi. Hemen yolun başında ise ‘Ay Piramidi’ yer alıyor. Yol boyunca da sağa ve sola yerleştirilmiş birçok küçük yapı var. Törensel mimari tanımını kullandım özellikle, çünkü bu bölüm şehrin Tanrılarına ayrılmış durumda. Halk ise, özellikle zengin olanlar bölgenin hemen kıyısından başlayan yöreye yerleşmişler.

Ölülerin Yolu’ sonuna doğru ‘Tüylü Yılan Tapınağı’ karşılıyor bizi. Bu ‘Tüylü Yılan’ o kadar güçlü bir kavram ki, Meksika’nın günümüzde kullandığı bayrağa kadar taşınmış bir sembol. Yerleşim tüm Orta Amerika yerleşimleri gibi inanılmaz keskin hesaplar üzerine oturtulmuş.  Izgara planlı kent Kuzey’e tam 15,5 Derece açı yapıyor. Bu açının özelliği ise 12 Ağustos ve 29 Nisan tarihlerinin  Teotihuacan’da yaşayanların kullandığı takvimdeki en önemli günler olması. 12 Ağustos tarihinde ufuk Güneş Tapınağı ile aynı çizgiye denk geliyor ve güneş tam piramidin olduğu noktadan doğuyor. Aynı zamanda bu tarih onlara göre ‘çağdaş zamanın’ başladığı gün ve ‘Uzun Maya Takvimi’nin de birinci günü. Anımsarsanız bu takvim aynı zamanda tapınma ve tarımla ilgili önemli günleri de içeriyor.

YAPILAR
Sizlere bu yapılardan birkaç tanesini kısaca tanıtmak istiyorum. Önce Güneş Tapınağı‘ndan başlayalım. Bu tapınak  Teotihuacan’ın en büyük yapısı. Kale ile Ay Tapınağı arasında yer alıyor. İsmi bölge terkedildikten yüzyıllar sonra buraya gelen Aztekler tarafından konulmuş. Asıl yapanların ne ad verdiği bilinmiyor. İki aşamalı yapımdan birincisi Milattan Sonra 100 yıllarında başlamış ve günümüzdeki boyutlarına kadar neredeyse gelmiş. İkinci çalışma ise tepede bir sunağın yapılması olsa da günümüze ulaşamamış. Bugün baktığımızda sadece ‘taşın doğal renkleri ile kaplı’ bu yapının orijinal görünümünde çevreden elde edilen kireç astarı ile kaplandığını, yazımın başında belirttiğim yöntemler ve doğadan elde edilen diğer boya maddeleri ile renklendirdirildiğini unutmamalıyız. Bu astar ve boyaların dış yüzeyde yer alan bölümleri günümüze ulaşamamış. Doğa ve zamanın aşındırıcı etkisinden uzak olan İç ve alt kısımlarda silik te olsa bazı jaguar kafaları, pençeler, çıngıraklı yılanlar gözümüze çarpıyor.

Üst kısımdaki sunak yok olduğu için yapının hangi Teotihuacan Tanrısına adandığını söylemek zor. Bazı araştırmacılar ana iki Tanrıdan biri olan Büyük Tanrıça’ya ait olduğunu söyleseler de elde kanıt yok. 1906’da başlayan kazılarda zaten çok kanlı kurban törenleri ile tanınan Aztekler döneminden kalma iskeletlere rastlanmış. Günümüzde, kökleri Mayalara kadar giden, çoğu Katolik Hristiyan olsa da yerel inanışları hâlâ güçlü olan yerli halk ise hükümete baskı yaparak ‘Tanrılara saygısızlık yapıldığı’ gerekçesi ile kazılara karşı çıkıyor. Tüm piramid yığma taş olduğundan içinde tünel veya odalar bulunmuyor. Sadece en uç bölümde yerin altı metre kadar altına inen küçük bir oda var. Nahuatl inanışına göre insan soyunun kökeni buradan geliyor ve Tanrı Chicomoztoc ile ilişkilendiriliyor.

Ay Tapınağı ise ‘Chalchihuitlicue’ adlı ‘Nehir ve Göller Tanrıçası’na adanmış. Güneye bakan bu piramitin önünde beş taraçalı bir başka sunak daha bulunuyor.

MİSTİK ARAYIŞLAR
Ana yolda ilerlerken çevremizdeki turist kalabalığı da artıyor. Dünya üzerindeki farklı enerji noktalarını, çizgi kesişim ya da yoğunluklarını keşfetmeye çalışan ve burası gibi mistik saydıkları yerlerde meditasyon yapan bazı gruplara da rastlıyoruz. Güneş de adeta bu dekora eşlik edercesine 12:00’de tam tepede iken çevresinde değişik bir hale beliriyor.

TEOTIHUACAN KURBAN TÖRENLERİ
Biraz önce kanlı kurban törenleri yapıldığını belirtmiştim, kısaca bu konudan da söz ederek Teotihuacan gezimizi sonlandıralım. Bu bölgede Teotihuacan’lılar Orta Amerika uygarlıklarında görmeye alışkın olduğumuz canlı insan kurban ettikleri törenleri yapmaktaydılar. Tapınakların çevresinde yapılan kazılarda insan ve hayvan iskeleti kalıntıları ile sıklıkla karşılaşılıyor. İnsanları özellikle yeni bir törensel yapıya başlarken ya da olan bir tanesi genişletirken kurban ettikleri düşünülüyor. Büyük bir olasılıkla kurbanlar da savaşta ele geçirilen düşman askerleri. Bu esirler şehrin daha da zenginleşmesi için yapılan törenlerde de kurban ediliyorlardı.

Peki kurban törenleri nasıl gerçekleştirilirdi? Genelde erkeklerden oluşan kurbanlar ya parça parça kesilir, ya kalpleri çıkartılır ya da kafalarına ağır cisimlerle üst üste vurularak öldürülür veya diri diri gömülürdü. Kalp demişken, Aztek inanışında tüm meyvelerin kalp olarak sembolize edildiğini de anımsatayım. Çoğu adak için sunulan meyvelerin anlamı kalbin sunulmasıdır. İşin ilginç olanı, son derece Tanrısal güçleri olduğu kabul edilen veya Tanrı sayılan hayvanın da kafeslerde tutularak yeri geldiğinde kurban edilmesidir. Panter, kurt, kartal, şahin, baykuş ve hatta zehirli yılanlar da zaman zaman bu törenlerde kullanılırdı.

TEOTIHUACAN ÖĞLE YEMEĞİ LA GRUTA
Elbette, dev bir uygarlığın önemli yerleşim merkezlerinden birini, ne kadar ayrıntıya inmeye çalışsak da kapsamlı olarak anlatmak zor. En güzeli birlikte o coğrafyalara giderek tüm bunları yerinde görmek. Sizleri daha falza güneş altında yormak istemiyorum. Bu gezi yazımızda öğle saatlerini de devirdiğimizden hemen yakınlarda yer alan bir mağaranın içinde öğle yemeğine geçiyoruz. La Gruta adlı bu restaurant dünyaca ünlü. Mağara çok büyük ama yalnızca belirli bölümleri ışık alıyor. Karanlıkta kalan köşeler yüzlerce mum ile aydınlatılmış. Yemekten önce şef garson, bize çok özel bir Tekila tattırmak istiyor: Jose Cuervo Özel Rezerv. İpek kutusu içinde dinlenen bu dev şişe yaklaşık 800 Euro ama bize 500 Euro’ya verebileceğini söylüyor. Teşekkür edip gülümseyerek bu kaçırılmayacak fırsatı reddediyorum. Çünkü biliyorum ki aynısı marketlerde 60-70 Euro civarında. Tequila üzerine yaptığım araştırmada tek bir şişeye ödenen en en yüksek fiyatın 225.000 Amerikan Doları oladuğunu ve 2006 yılında Guiness Rekorlar Kitabı’na girdiğini anlatmıştım.

MARIACHI, BESAME MUCHO Y ALMUERZO
Yemekte çevremizde bir Mariachi grubu şarkı söylüyor. Sözlerini on altı yaşına dek sevgilisi tarafından öpülmemiş Meksikalı bir genç kız olan 1924 doğumlu Consuelo Velázquez‘in yazdığı ‘Besame Mucho’ başta olmak üzere romantik şarkılarla kendimizi bambaşka bir güzelliğin içinde buluyoruz. Unutmadan, yemekte enfes bir çorba, haşlanmış dana eti, pilav ve yerel tatlılar var.

DÖNÜŞ VE KAPANIŞ
Yerel dans gösterisi sonrası yemekten çıkıyoruz. Mexico City dönüşümüze başlarken bu dev törensel yapıların da gölgesi düşmeye başlıyor üzerime. Bir kez daha düşünüyorum. Teotihuacan’ın varlığı kuşaktan kuşağa aktarılmış. Şehir ele geçirilip kullanılamaz hale geldikten sonra bile sonrasında çoğu topluluk, bölgede yaşamış. Aztekler, bölgeyi Tollan ile ilişkilendirdikleri bir efsaneye dayanarak ‘Güneşin Yaratıldığı Yer’ olarak adlandırıp adeta hac yeri olarak kullanmışlar. Bölgeye gelen ‘Conquistadores’ (İspanyolcada on beş ve on yedinci yüzyılda kıtayı ‘işgal eden’ tüm ‘fatihlere’ verilen ortak isim) ise buraya hayran kalmış. Teotihuacan da  sadece Meksika’nın değil dünyanın da en önemli arkeolojik bölgelerinden biri olarak gizleri ve gizemleri olarak zamanın geri dönülmez akışını sessizce izliyor.

YORUM YOK

YORUM YAP