SİGORTA VE POLİÇE TARİHİNE ETİMOLOJİK YOLCULUK

5.432 • 3 Ekim 2018 • GEZİ YAZILARI • 150.174 GÖRÜNTÜLEME

02 Ekim 2018 Salı
İstanbul · Türkiye

BİLİNEN TARİHÇENİN ÖNCESİ · SİGORTA VE POLİÇE KELİMELERİNİN KÖKENLERİ

Değerli Dostlarım,

Otuz beş seneyi geçen meslek yaşamımdaki kişisel ya da kurumsal gezilerimde sigorta sektörüne emek veren konuklarımı da sıklıkla ağırladım. Bu dostluğumuz daha sonra bu kurumlarda ya da bağlı bulundukları kuruluşlarda verdiğim konferans ve sunumlarla devam etti. Kendileri ile dünyanın değişik yerlerine gerçekleştirdiğimiz gezilerde de elbette zaman zaman sohbetlerimiz dönüp dolaşıp o coğrafyalardaki sigorta tarihine ve sigortacılık anlayışına geldi dayandı.

SÖZE SİGORTACILIĞIN TARİHSEL HATASI İLE BAŞLAMAK
Bu konuşmalar çerçevesinde sigortacılığın tarihçesini incelediğimde, üzülerek birçok kaynakta bu sektörün başlangıcının son altı yüz elli yıla endekslendiği bir zamanlama ile karşılaştım. Oysa tarihe daha derin ve akademik bir açıdan yaklaştığımızda bence çok daha gerilere gitmemiz gerekiyor. O zaman şimdi büyük bir sürprize hazırlanın, çünkü sizi neredeyse her yerde artık sıkça karşılaştığınız o yakın tarihlerin çok öncesine, düşünebildiğinizden de geriye, sıkıcı olmayan bir özet ile başlayarak götürmek istiyorum.

MASLOW’UN ‘SİGORTA GEREKSİNİMİ’ PİRAMİDİ
En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: İlk sigortanın kökenlerini bence tarihte insanoğlunun ilk gereksinimlerinde aramamız gerekir. Size önce bağlantısız gibi gelse de bunu davranış bilimleri ile açıklamak isterim. Uzmanlığının ilk yıllarında ‘Davranışçı Ekol’e destek veren daha sonra ‘Hümanistik Psikoloji’ alanındaki deneyiminin artması ile düşüncelerini değiştiren, geride bıraktığımız yüzyılın en büyük psikologlarından Abraham Harold Maslow, kendi adını verdiği ‘Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ ya da daha çok bilindiği üzere ‘Maslow Piramidi’ kuramında bizleri biraz önce belirttiğim başlangıca kolayca götürebilir.

Maslow, kuramında insanların tüm güdülerini kendi dışında gelişen koşulların değil, cezalandırma ya da ödüllendirmeden bağımsız olarak içsel gereksinimlerinin biçimlendirdiğini savunur. Eh, istenenler sınırsız olunca, biri yerine getirilince sıra diğerine, bir sonrakine geliyor doğal olarak. Böylece bizler de kendi piramidimizde yukarı doğru yükseliyoruz.

Maslow Piramidi’nin konumuzla ilgisi ise, bu basamakların en altında ‘Fiziksel Gereksinimlerin’, hemen devamında ya da üzerinde ise  ‘Güvenlik’ olgusunun yer almasıdır. Öyle ya, daha açlık ve susuzlukla baş edemeyen birinin başka bir şey düşünmeyeceğini biliriz. Ancak bundan sonra sıra tehlikelerden kendini korumaya, barınmaya, can ve mal güvenliğine gelir.

SİGORTA ÖNCESİ İLK SİGORTA
Konuyu bu kadar öncesine götürüp Maslow Piramidinin ilk iki basamağına dayadığıma göre aslında tarihteki ilk sigortanın da ‘Ev Sigortası’ olduğunu rahatça söyleyebilirim. O dönemdeki yaşam koşullarını düşünürsek, bir arada yaşamaya başlayan topluluklarda bir ailenin evinin hasar görmesi durumunda diğer tüm komşuların ve bireylerin o evin yeniden yapılmasından sorumlu olduklarını biliyoruz. İşte bu dayanışma, ortak çözüm havuzu da en eski sigortanın en güzel örneği değil mi?

YA SONRA?
Peki, tarih sahnesindeki bir sonraki sigorta ne olabilir? Sıklıkla geziler düzenlediğim, tarihin âdeta bugünlerde yeniden yazıldığı Urfa Göbeklitepe’nin de içinde olduğu Verimli Hilal·Mezopotamya’ya ilişkin konferanslarım veya dünyanın en eski uygarlıklarının  yer aldığı Çin’in içlerine yaptığım gezilerde anlattığım eski yaşamlar, bu soruyu yanıtlamamda bana yardımcı oluyor.

Araştırdığımda, daha önce değindiğim ev sigortasından sonraki ‘kabul edilebilir’ sigorta uygulaması günümüzden yaklaşık dört bin iki yüz elli yıl önce Babillilerde karşımıza çıkıyor. Milattan Önce 2.250 yıllarında Babillilerin deniz ticareti için bir ‘Borç Kredisi’ geliştirdiklerini unutmayalım. Bu uygulamanın yazılı belgelerini de Hammurabi Kanunları’nda görebiliyoruz. Tüccarların işletme borcu (kredi) verene ek bir ücret ödemesi, aslında malların denizde çalınması ya da geminin batması karşısında alınmış en temel önlemler arasında.

PARASIZ PRİMSİZ TEMEL SİGORTA
Bu arada bir düşünelim: paranın söz konusu olmadığı bir sigorta yöntemi nasıl olurdu acaba? Sizi hemen yaklaşık olarak aynı tarihlere, Asya’nın en uzun nehri Yángzǐ Jiāng’a, yani Yangtze’ye götüreyim. Çin’in Eski âkil tüccarları, özellikle günümüzden üç bin altı yüz önce Shang Hanedanlığı’nda (‘Şanğ’ olarak okuyalım) özellikle nehir üzerinde taşıdıkları ürünlerin sağlığı için son derece basit ama etkili önlemler almışlar, batma, soygun, çalma, bozulma gibi risklere karşı bir tür ‘Hasar Sigortası’ geliştirmişlerdi. Bunu da, sahibi kim olursa olsun, peş peşe yaptıkları yolculuklarda yükleri eşit bir biçimde kendi aralarındaki diğer teknelere dağıtarak sağlıyorlardı. Herhangi bir teknede oluşan zarar, ortak olarak karşılanmakta idi. Ne kadar mantıklı, değil mi?

Biz risk paylaşımı ya da ‘Reasürans’ kavramının ilk örneklerinden tekrar geriye, Hammurabi Kanunları zamanlarına dönersek, buradaki yöntemlerin daha sonra Yunan ve Roma dönemlerinde geliştirilerek uygulandığını, bu temelin de benim Akdeniz tarihi anlatırken üzerinde uzun uzun durmayı çok sevdiğim ‘Deniz Cumhuriyetleri’ adı verilen ‘Repubbliche Marinare’ ve İtalyan şehir devletlerine dek uzandığını belirteyim. Gerçi yazılı Roma Hukuku içinde deniz ticareti çerçevesi dışında bir sigorta uygulaması ile karşılaşmıyoruz ama buradaki içeriğin sağlık ve ölüm sigortalarının atası olan ‘Defin Hizmetleri Sandığı’na da örnek yani ‘Teamül’ oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

CENOVA VE VENEDİK
Deniz ticareti sigortası üzerine kurulu bu basit ve temel risk borçlanmasının özellikle on üçüncü yüzyılda Venedik ve Cenevizlilerde iyice önem kazandığını ve başarı ile uygulandığını görmekteyiz. Bu başarının altında sözünü ettiğim şehir devletlerinin belirledikleri tüm prensipleri sonuna dek, hoşgörü göstermeden uygulamaları, kendilerini o dönemlerde çoğu kara coğrafyasını baskı altında tutan ve etkilerini ağır bir biçimde hissettiren derebeylik yönetimlerinden uzak tutmayı başarabilmeleri, elbette Doğu ile batının kesiştiği ticaret yollarının tam ortasında yer almaları yatıyor.

PEMBE TABLO NEREYE KADAR?
Hep pembe tablolar çizdim, başarı hikâyeleri anlattım. Peki, sigorta tarihçesi konumuzun temeli olan bu ticaret her zaman bu kadar başarılı bir biçimde mi yürütülürdü? Elbette hayır. Aslında doğal tehlikeler ve insan faktörü her zaman bu ekonomiyi baltalayan unsurlar arasında idi. Fırtına sonucu batan gemiler, yön bulma ve belirlemelerdeki hatalardan ötürü kaybedilen yükler, korsan saldırıları, rüşvet ve sahtekârlık içinde boğulmuş resmi gümrük görevlilerinin aldıkları har(a)çlar ya da geminin bir bölgeden güvenle geçebilmesi için ödenen yüksek vergiler bu başarısızlıkların en büyük nedenleri arasında idi.

Bu yazımın amacı, daha önce de belirttiğim gibi her zaman karşılaşılan standart sigorta tarihçesi ezberlerimizi bozmak adına alışılmışın  dışında sizleri daha eskilere götürmek. Bu nedenle daha sonraki dönemlerde sektördeki gelişmeleri defalarca okuduğunuzu ve çok iyi bildiğinizi varsayarak, hızlı adımlarla ilerleyip konuyu sonlandıralım.

GERÇEK ANLAMDA İLK SİGORTA VE ŞİRKET
Madem sizleri on dördüncü yüzyıla kadar getirdim, o zaman artık ‘Gerçek Anlamda İlk Sigorta’ deyimini de açmaya başlayayım: Sene 1347, karşımıza Cenova’da poliçe konusu deniz taşımacılığı olan belgeler çıkıyor.  Gerçek anlamda ilk sigorta şirketini tarih sahnesinde görmek için ise 1666 Büyük Londra Yangını sonrasına uzanmamız gerekiyor. Nicholas Barbon, 1666 – 1667 yılları arasında o zamanki Londra Borsası binası arkasındakİ derme çatma bir kulübede ‘The Insurance Office’ adı altında ilk resmi firmayı hizmete açıyor.

Elbette sonraki dönemlerde kanunlar ve uygulamalar ile sigortacılık her geçen gün gelişiyor ve günümüze dek ulaşıyor.

SİGORTACILIKTA YAKIN GELECEK VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM
Ama dikkat edin! Her sektörde olduğu gibi, sigortacılıkta da benim çoğu konferanslarımda dikkatleri çektiğim ‘Dijital Dönüşüm’ tüm avantajları ve riskleri ile kapıda. Big Data kullanımı, bunun işlenebilmesi için Quantum bilgisayarların gelişmesi, IoT – Internet of Things’in sigortacılıktaki yeri, A.I. Yapay Zekânın risk faktörlerini irdelemeye başlayacak olması, teknolojinin ilerlemesi ile örneğin insansız araçların kazalardaki hasar sorumlulukları gibi teknik, idari, hukuksal ve düşünsel devrimler kapıda iken, sektörün bence hâlâ eski yöntemlerle günü geçirmesi tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor.

BİRAZ DA ETİMOLOJİ
Çalışmamın son bölümünde sizleri ülkemizde kullanıldığı adı ile ‘Sigorta’ ve ‘Poliçe’ kelimesinin evrilişine davet ederek gülümsetmek istiyorum.

SİGORTA
Bu dilbilim yolculuğunda ilk adımımızı Latince eşliğinde atıyoruz: Kök kelimemiz ‘Cura’ Endişe, Dikkat, Kaygı ve Göz Kulak Olmak’ olarak düşünülebilir.  ‘Se’ ve ‘Cura’ hecelerini bir tür ‘Korumak’ kelimesinde birleştirerek önce ‘Securus’ elde ediyoruz. ‘Securus’ aslında ‘Endişesiz, Kaygısız ve Güvenli’ anlamına geliyor. Buradan da ‘Güvenlik ve Emniyet’ anlamındaki ‘Securitas’ oluşuyor.

Romans dil ailesine ait Venedikçe, yani diğer bir adı ile Lingua Veneta, diğer bir deyişle Vèneto veya Venessian ağzında ise bizim ‘Securitas’ birden ‘Sicurtà’ya dönüşüveriyor ama anlamı değişmiyor: ‘Güvenlik ve Emniyet’. Yalnız burada bu iki kelime bizlere daha fazla şeyler söylüyor: ‘Kaza Veya Kayıp Olasılığına Karşı Ayrılan Emniyet Akçesi’.

Bu etimolojik macerada kendi coğrafyamıza gelirsek, önce Osmanlı İmparatorluğu’nun 1840’lardaki modernleşme sürecine göz atmalıyız. Venedik ile yapılan yoğun ticaret sonucunda bizim dilimizde ‘Sicurtà’ birden ‘Sikurita’ veya ‘Sigurita’ya dönüşüyor.

On bir yıl sonra, 1851’de yayınlanan Türkçe-Fransızca sözlükte ise ‘Sigurita’ artık ‘Sikurta’ adını alıyor. Modern Türkçede ise artık ‘Sigorta’ olarak kullanmaya başlıyoruz.

YA POLİÇE?
Türkiye ve dünyanın önde gelen sigorta şirketlerine verdiğim konferanslarda ya da kendileri için düzenlediğim gezilerde sigortanın bu etimolojik öyküsü dinleyici veya konuklarımın ilgisini çok çektiğinden, söz bu kez dönüp dolaşıp ‘Poliçe’ye geliyor.

O zaman sizleri çok merakta bırakmayayım: Yalnız uyarıyorum, finalimize bu kez çok zor, hatta belki de bir ses uyumu olmadığından sizleri şüpheye düşürecek bir kelime ile başlayacağız.

Kök, Eski Yunancada ‘Göstermek’ anlamına gelen ‘Deig’den türemiş ‘Deiknimi’. Önce ‘Sis’ son eki ile ‘Deiksis’i, sonra da ‘Apó’ ön eki ile de ‘Apódeiksis’i oluşturuyoruz. Bu da tam anlamı ile ‘Kanıt, Belge veya Senet’ olarak kullanılıyor.

Geç Dönem Latincesinde ‘Apódeiksis’ önce ‘Apodissa’ya dönüşüyor. İtalyancada ise ‘Apodissa’ artık kendisi uzun kelimesi kısa ‘Üçüncü Kişilere Devredilebilen Ödeme Emri olarak bilinen ‘Polizza’ya evriliyor.

Evriliyor da, dilbilimci Franciscus à Mesgnien Meninski’nin Latin ve Arap alfabesi ile 1680’de yayımladığı, tam adı ile ‘Linguarum Orientalium Turcicae-Arabicae-Persicae Institute Seu Grammatica Turcica’ yani ‘Doğu Dillerinden Türkçe, Arapça Ve Farsça Eğitimi-Türkçe Dilbilgisi’ çalışması, kısa adı ile Meninski Sözlüğü bu kelimeyi ‘Poliçsa’ olarak veriyor.

‘Poliçsa’ yavaş yavaş ‘Poliça’ya, oradan da güzel Türkçemizde ‘Poliçe’ye dönüşürken, gökten üç elma düşüyor. Biri bu yazıyı hazırlayana, diğeri sabırla okuyana, diğeri de sigortacılık sektörüne emek veren tüm dostlarımıza…

 

YORUM YOK

YORUM YAP