STOCKHOLM’UN DİLENCİ TİLKİSİ

5.871 • 11 Aralık 2015 • APPLICATION, GEZİ YAZILARI • 7.317 GÖRÜNTÜLEME

ozgeersu-geziyazilari-stockholm-dilenci-tilki

Stockholm Sokaklarında Dilenen Tilkinin Sırrını Çözdüm
13 Temmuz 2015 Pazartesi 04:25, Strömgatan Stockholm İsveç

Değerli Dostlarım,

Sayısız İsveç gezilerimden birinde Stockholm Vasa Müzesi’ni gezdikten sonra otelime dönerken, uygar bir Avrupa ülkesinde görmeyi hiç beklemediğim bir manzara beni şaşkınlığa uğratmıştı. Bir köşe başında yavrusu ile dilenen zavallı bir tilki ürkek gözlerle bana bakıyordu. Ertesi sabaha karşı Kuzey coğrafyalarındaki uykusuz beyaz gecelerimden birinin ilk saatlerinde bu akıl almaz sahneyi bir kez daha görüp işin aslını öğrenmek amacı ile olay yerine bir kez daha gittim.

Sokaklarda neredeyse benden başka kimse yoktu. Stockholm Sendromlu şehir, daha Pazartesi Sendromuna uyanamamıştı. Yeri aşağı yukarı anımsamaya çalıştım. Yanılmıyorsam Başbakanlık Binası ile Devlet Müsteşarlığı’nın olduğu Rosenbad’ın oradan, eski şehir Gamla Stan’a giden köprü ve Parlamento Binası Riksdagshuset yolunun kesiştiği Strömgatan’ın köşesinde idi.

‘Tilkidir, nereye gitse yeridir, belki çoktan ayrılmıştır’ diye düşünürken hayvancağızı yavrusu ile beraber aynı köşede adeta hiç kıpırdamamışçasına oturur buldum. Üstünde, nereden buldu ise eski püskü çulumsu bir çuval vardı, sevimli minik yavrusu da merakla o örtünün altından bana bakıyordu. Elbette sonuçta vahşi bir hayvandı, şehre indiğinden ötürü ürkek, ya da yavrusunu koruma kaygısı ile saldırgan olabilirdi ama korktuğum başıma gelmedi. Yanına sessizce yaklaştım. Sakin ve hareketsizdi.

– ‘Adın ne senin evlat?’ diye sordum. Aksanlı İsveççem çok iyi değildi. Samsun İstiklâl İlkokulu’nda birinci sınıfta okuma bayramı sonrası bu dili seçmeli ek ders olarak almış, daha sonra da çevremde pek İsveçli arkadaşım olmadığı için pratik yapamadığımdan neredeyse unutmuştum. Üstelik bize o zamanlar müfredatta olan, günümüzde pek konuşulmayan Ortaçağ Eski İsveççesi ‘Fornsvenska’ öğretmişlerdi. Allahtan dediklerimi anladı ve alçak bir sesle başladı anlatmaya…

Ormandaki ismini ve küçüklüğünde kalmış göbek adını anımsamıyordu. Buraya geldiğinde ise, onu ‘Hemlös Räv’ yani ‘Evsiz Barksız Tilkicik’ diye çağırmaya başlamışlardı, o da alışmıştı. Aslında, İngiliz sanatçı ve heykeltraş ‘Laura Ford’un ilginç heykellerinden biri idi.

– ‘Peki yavrucuğum, orman nere, İngiltere nere, burada ne işin var?’ dediğimde, sözlerine devam etti.

Stockholm Belediyesi kendisini 2008 yılında satın alarak başkente getirmişti. Bana sorarsanız, aslında hayvanoğlu hayvan çok iyi bir yere tezgâh açmıştı, biraz önce belirttiğim gibi Strömgatan ile şehrin en prestijli yaya alışveriş caddesi olan Drottninggatan arasını mesken tutmuştu.

Bu köşeyi kendi seçmemişti aslında. Örnek alınacak İskandinav modeli bir refah toplumu olan İsveç’in de evsizler, işsizlik ve fakirlik gibi önemli sosyal sorunları olduğunu vurgulayan, devamlı olarak bunları yazan Situation Sthlm gazetesi açık bir oylama yaparak bu yeri belirlemişti. Aslında ben bu gazeteyi anımsamıştım. Bu şehirdeki evsizler, ücretsiz aldıkları bu gazeteleri yoldan geçenlere satarak az da olsa bir gelir elde etmeye çalışırlardı kendilerine.

– ‘Dönmeyecek misin ormanına?’ diye sordum. ‘Birader, ben bir heykelim, bu halimle yerimden nasıl kıpırdayabilirim ki?’ dercesine, yorgun gözlerle baktı bana. Tek endişesi yavrusu idi, onun kendisi gibi bu sokaklarda büyümesini istemiyordu. Başını öne eğdi ve sustu.

Veda zamanı gelmişti. Giderken iznini alıp, tek bir kare fotoğrafını çektim. Yanındaki Situation Sthlm gazete yığınından üç tane çekip aldım, yanına gıcır gıcır iki yüz İsveç Kronu banknotu da  usulca bıraktım. Belli belirsiz gülümemeye çalıştı. Konuşmadık. Minik yavrunun kafasını okşayıp, geriye döndüm.

Altmışıncı Kuzey Paraleli coğrafyasının yaz aylarında ufuktan adeta hiç batamayasıca gece yarısı güneşi, sessiz gölgemi omuzlarımdan şehrin zamansız parke taşlarına düşürüyordu. Yaşamın sonsuz gölge oyununun bir perdesi daha inerken, yalnız yolculuğumda uzaklara karışarak yine yok oldum, gittim.

Heykel - Stockholmun Dilenci Tilkisi

 

 

4 Yorum

  • Canan Ekinci YILMAZ 11 Aralık 2015 - 20:18 Reply

    Adeta her yazınızda bir başka masal alemine dalıyoruz Özge Bey.
    Bu yazınızı da yüzümde meraklı bir tebessümle okurken, bir sonraki yazınızda anlatacaklarınızdaydı aklım…

    • ozgeersu 12 Aralık 2016 - 15:03 Reply

      Canan Hanım,

      Bakalım bir sonraki yazım hangi coğrafyadan olacak? Beğeninize teşekkür ederim.

  • Akay Şakman 21 Aralık 2015 - 17:03 Reply

    Özge bey,

    Ne kadar güzel bir öykü yazmışsınız. Sizin yazılarınızı , öykülerinizi gezilerimizden tadı damağımızda kalarak hatırlıyoruz. Ellerinize sağlık diyor, bu vesile ile sağlıklı, mutlu bir yeni yıl diliyoruz.

    Pınar ve Akay Şakman.

    • ozgeersu 12 Aralık 2016 - 15:02 Reply

      Pınar Hanım, Akay Bey,

      Evet, konusu çok güzeldi… Umarım güzel bir gezide birlikte oluruz.

    YORUM YAP