VİYANA VALSİ

0 • 22 Aralık 2012 • GEZİ YAZILARI • 2.828 GÖRÜNTÜLEME

Özge Ersu Viyana Valslerini Yazdı

Değerli Gezi Dostlarım,

Sıklıkla düzenlediğim Viyana gezilerinde Vals, kökenleri ve gelişimi ile anlattığım konuların başında gelir. Elbette Vals dendiğinde akla hemen Avusturya ve Viyana’nın da geldiğini biliyorsunuz. Günümüzde bu müzik türü ve dansın çok değişik yorumları ortaya çıkmış olsa da, hepsine kaynak olan Viyana Valslerini anlatmak istiyorum size.

Viyana Valsi ve Mavi Tuna
Viyana Valsleri bize şehrin içinden akan Mavi Tuna’yı anımsatır. Johann Strauss II’nin bestelediği Opus 314 sayılı dünyaca ünlü Mavi Tuna Valsi (An Der Schönen Blauen Donau) tüm bu güzellikleri bir araya getiren benzersiz bir yorumdur. Johann Strauss II dinlerken Vals müziğinin büyülü ritmi, üç dörtlük vuruşları ve belirsiz aksakları dinleyenleri etkisi altına alır. Hemen ekleyelim, bu besteci Johann Junior ya da Strauss II olarak anılır çünkü aynı adlı babası da müzisyendi. Baba Strauss oğlunun hep banker olmasını istemiş olsa da, Johann Strauss II besteciliği seçmiştir.

Valsin Kökenleri
Bu dansın kökenlerini araştırıldığımda, adeta havada uçarcasına yapılan vals ile ilgili olarak 16. yüzyıldan daha geriye giden bir bilgiye ulaşamadım. İlk bilgileri Alman sanatçı, şair ve müzisyen Hans Sachs 1568 yılında kaleme aldığı ‘Eygentliche Beschreibung Aller Stände’ eserinde vermiş:

‘Şimdi adeta Tanrı olmadan dans ediyorlar… Weller ya da Spinner gibi. Köylü erkek, güçlü kolları ile eşini kendine çekmiş, kadının tüm ağırlığının ne yöne ve nasıl düşeceğini bilircesine uzun adımlarla uçuyor, kişisel zevki ile yoğurarak, tüm hareketleri çalınan müziğin düzenli vuruşlarına akıtıyor…’

Fransız filozof Montaigne ise 1580’de kaleme aldığı bir denemesinde, Augsburg’da çiftlerin adeta öpüşürcesine yüzleri birbirine dayanmış olarak dans ettiklerini yazıyor.İşte köylerdeki bu ilk sert ve uzun adımlar, sosyete Vals ile tanıştıktan sonra daha kısa, ölçülü ve şık hareketlere dönüşüyor. 1600’lerin sonunda ise, şimdi neredeyse yok olmuş Viyana dans salonlarında, iki vuruşlu müzik eşliğinde yapılan danslar, 3/4’lük vuruşları olan ‘Nach Tanz’, yani ‘Sans Sonrası’ adını alıyor. ‘Weller’ olarak adlandırıldığı üzere çiftler önce karşılıklı sıra olup sonrasında tüm salonu turlayacak şekilde kısa adımlarla kayarak dans ediyorlar.

1750’lere geldiğimizde Bavyera, Tirol ve Styria köylülerinin bu hareketleri ‘Waltzer’ olarak adlandırdıklarını görüyoruz.  O sıralarda Bohemya ve Avusturya’da yaygın olan yine 3/4’lük ‘Lendler’ halk dansı da yerini, köylerden varoşlara, dış mahallelerden şehirlere doğru, Vals’e bırakıyor.  Saraylarda ise o sıralar ‘Minuet’ dansı ününü korusa da, biraz heyecan ve yenilik arayan soylular, hizmetçilerinin ve alt tabakanın bu dansına ilgi göstermeye başlayınca, çiftlerin çılgınca ve yorulmadan yaptıkları Vals sonunda saraya ulaşıyor ve Martin i Solar’ın 1786 yılında bestelediği ‘Una Cosa Rara’ (Nadir Bir Şey) adlı Suite’in ikinci bölüm finalindeki ilk Vals, ‘Andante Con Moto’ yani “Hafif Hareketlerle, Yürüyüş Hızında” olmak üzere karşımıza çıkıyor.

Viyana Valsi’nin Müzikal Açıdan Farkları
¾ tempolu Viyana Valsi’nde vurgu özellikle ikinci vuruşta yer almaktadır. Bu vurgu ise adımlara daha hızlı ve tempolu bir akıcılık vermektedir. Yazının başında sözünü ettiğim ‘Oğul Strauss’un eserlerinde vurgusu devamlı olan ‘Bir-Ki-Üç’ yerine ‘Bir-Ki-Sus (Es)’ şeklinde kırılmalar duyululur. İşte bu değiştirilmiş biçimi ile Viyana Valsi aslında daha kolay dans edilebilen ‘Yalnız İki Vuruşlu’ bir tempo kazanır. Metronomun dakikada yaklaşık 60-70 arası vurduğu 3/4’lük müzik devam ederken, sadece iki adım atılıp bir sonraki harekete zaman ve güç kuvvet bırakılabilmektedir.

Edepsiz ve İsyankar Dans
Vals 1780 yıllarında Viyana’da markalaşıp ünü İngiltere’ye kadar ulaştığında, soylular arasında hiç hoş karşılanmıyor. Oxford Sözlüğü bu dansı ‘isyankar’ ve ‘edepsiz’ olarak açıklıyor ve bu tanım 1825 yıllarına dek sözlükteki geçerliliğini koruyor. Aslında, ‘Kapalı Pozisyon’ dediğimiz, çiftlerin birbirini hiç bırakmadığı Viyana Valsi, günümüzde dans yarışmalarında kullanılan ‘Uluslararası Standart Vals’in kökenini oluşturuyor.

Diğer Vals Türleri
20. yüzyıl başlarında 2/4’lük, 6/8’lik ve ‘Yarım – Yarım’ dedikleri 5/4’lük Vals ölçüleri ortaya çıksa da pek tutmuyor. Belki bir tek ‘Amerikan Valsi’ biraz ün kazanıyor. Özellikle ünlü sanatçı Fred Astaire’in ‘Waltz in Swing Time(Swing Zamanlı Vals) dansında Ginger ve Fred Amerikan Valsi’nin en güzel örneğini sunuyor. Hesitation, Peru, Çapraz Adım, Kurasao (Çuraçao), Meksika, Kajun (Cajun), Country Western yani Tenessee Valsleri de değişik yorumlar olarak çıkıyor karşımıza.

Vals Müziği ve Osmanlı İmparatorluğu
Vals hakkında Klasik Türk Müziği tarihinde bir çok şehir efsanesi dolaşmaktadır. 1800’lerin başında Batı’dan esinlenmeler ile müziğimize 3/4’lük ritmlerin girdiği ve Dede Efendi’nin de bu ölçüden etkilenerek Gülnihal adlı eseri yazdığı söylenir. Hatta bir Batılı davetlinin Osmanlı Sarayını ziyaretinde, Klasik Musiki Konseri sırasında ‘Eserleriniz pek bir güzel ama hiç Vals parçalarınız yok mu?’ diye sorması üzerine Dede Efendi’nin ortada böyle bir çalışma yokken, ‘Vals, programımızın ikinci bölümündedir’ diyerek verilen arada huzurdan ayrılması ve saz ekibiyle birlikte bu eseri hemen o anda besteleyip tekrar huzura çıkıp çalması hikayesi anlatılagelir.

Hamamizade İsmail Dede Efendi Valsi
Dede Efendi gerçekten Türk müziğinde bir çok yeniliğin kapısını aralamıştır. III. Selim zamanında eserlerini vermeye başlayan Dede Efendi, zamanla yine yeniliklerden yana olan II. Mahmut’un da desteğini aldığından Batı’nın etkilerine açık olması pek yadırganmaz.  Bir önceki konuya dönersek, yaşamında ilk kez Vals Ritmi ile karşılaştığını ve konserde verilen bir arada ‘Rast Semai’ makamında bu eseri yazdığını söylemek belki de yanlış. Üstelik, Tasavvufi Yürük Semai’lerde veya Mevlevi Ayinleri’nde kendinden önce de yüz yıllardır bu 3/4 ölçü sıklıkla kullanılagelmiş. Hamamizade İsmail Dede Efendi, aslında beş yüzün üzerinde beste yapmıştır ama günümüze sadece sekiz enstrümantal ve üç yüze yakın çoğunluğu Tasavvufi sözlü yapıtı ulaşabilmiştir. Bu kadar az eserin geriye kalmasının nedeni o devirlerde nota yazımının yaygın olmaması, müzik öğreniminin de tamamiyle ezber üzerine kurulu olmasıdır.

Vals hakkında sayfalarca yazmak olası ama, belki de en güzeli Viyana’da bir balo sırasında müziğin akıcılığına kendinizi bırakmak.

2 Yorum

  • Serbülent Sertoğlu 23 Aralık 2012 - 02:47 Reply

    Geçtiğimiz sene vals türlerini araştırmış, derli toplu bir çalışma bulamamıştım. Kaynak niteliğinde bir yazı olmuş, elinize sağlık. Yalnız Dede Efendi ve vals kısmında Gülnihal’den Dede Efendi’nin tek valsi gibiymiş gibi söz edilmiş. Oysa Dede Efendi’nin vals formunda çok sayıda eseri vardır. Ferahfeza’dan ‘Bir Verd-i Rana’sı çok ünlüdür örneğin. Bildiğiniz gibi Dede Efendi Türk Müziğinin en klasik formlarında bile Batı motifleri kullanmış olmasıyla tanınmaktadır. “Gözümde Daim” isimli eserinin sonundaki Yürük Semai bölüm tam bir valstir ve eser bu yüzden ‘Rast Kar-ı Nev’, yani yeni ‘Kar’ formu olarak adlandırılır. Keyifli bir Viyana diliyorum size ve konuklarınıza.

    • ozgeersu 23 Aralık 2012 - 08:38 Reply

      Değerli Serbülent Dostum,

      Bu harika bilgiler ve güzel sözlerin için çok teşekkür ederim. Bu dünyada aslında öğreneceğimiz o kadar çok ayrıntı var ki… Neye dokunsak altından bu tür derin güzellikler çıkıyor.

      Yorumunu ve verdiğin bilgileri iznin olursa yazıya katmak, en azından kısaca değindiğim ünlü bestecimizin hakkını olabilidiğince vermek ve konunun sayende daha da ayrıntılı işlenmiş olmasını isterim.

      Sevgilerle

    YORUM YAP